Cenk Ağcabay, Slider, Umut Yazıları

“Efsane araştırmacı gazeteciden” “Tartışmalı Amerikalı gazeteci”ye Seymour Hersh – Cenk Ağcabay

Seymour Hersh tanınmış bir Amerikalı araştırmacı gazetecidir. Uzun meslek hayatı boyunca bir dizi önemli habere imza atmıştır. Bunların en önemlilerinden birisi, 1969 yılında emperyalist ABD ordusunun Vietnam’da gerçekleştirdiği My Lai katliamını ve bu katliamı gizleme çabalarını ifşa etmesiydi. Hersh 2004 yılında ABD ordusunun Ebu Gureybhapishanesinde tutulan Iraklılara yaptığı işkenceleri ifşa etmişti. 2007 yılında New Yorker dergisinde yayınlanan yazısı “Redirection”, CİA’nın Ortadoğu’da İran’a karşı Cihatçı örgütlerle kurduğu ortaklığı gözler önüne sermişti. Hersh tüm bu önemli haberlerinde, Amerika’nın güçlü devlet kurumlarında yer alan kaynaklarından aldığı bilgileri kullanmıştı. 

Hersh Eylül ayında Kuzey Akım Boru Hatlarına yönelik saldırı hakkında yazdığı son yazıda, yine ABD devleti içinden bir kaynağa dayanarak bu saldırının ABD tarafından düzenlendiğini ve Norveç askeri birimlerinin de ABD tarafından saldırıda kullanıldığını detaylarıyla anlattı. HershKuzey Akım boru hatlarına dönük saldırı hazırlığının Ukrayna savaşından 3 ay önce başladığını yazısında vurguladı. Yazının Türkçe çevirisi bu kaynakta bulunmaktadır. (https://emrekose.substack.com/p/seymour-hershten-al-haberi-abd-kuzey?r=3g1xt&utm_campaign=post&utm_medium=email)

İrlanda’yı Avrupa Parlamentosunda temsil eden milletvekili Clare Daly parlamentoda yaptığı konuşmada, parlamentoda “Eylül ayından beri Kuzey Akım boru hattı patlaması hakkındaki sorulara yanıtlar bulmakta duyulan isteksizlikten” söz ediyordu. Daly, “Bay Hersh’in makalesi, ABD/Norveç’in bir NATO müttefiki ve AB üyesi ülkenin altyapısına karşı ortak saldırılar düzenlediğine dair son derece rahatsız edici iddialarda bulunuyor. Araştırılması gereken ciddi ve ayrıntılı iddialar. AB bu konunun etrafından daha fazla dolaşamaz. Şu ana dek ne bir araştırma ne de bir tartışma var.” diyor. Onun bu sözleri Avrupa Parlamentosunda sessizlikle karşılandı. 

Tarihin bir ironisi olsa gerek; Alman parlamentosunda bir Alman enerji altyapısına yönelik saldırı ve Hersh’in iddiaları hakkında konuşmak ve kapsamlı bir araştırma talep etmek Türkiye kökenli milletvekili Sevim Taşdelen’e kalmıştı. Sevim Taşdelen konuşmasında, “Tüm kariyeri boyunca araştırmacı gazetecilikte uluslararası tanınırlık kazanmış Seymour Hersh’in” Vietnam’dan Irak’a uzanan önemli haberlerini sıralıyor. Hersh’in Kuzey Akım saldırısı hakkındaki son yazısının Alman ana akım basınında görmezden gelinmesini eleştiren Dağdelen, Alman hükümetinin bu saldırı ve iddialar karşısındaki kayıtsızlığına dikkat çekiyor. 

Taşdelen konuşmasında, tüm bu sessizliğe karşın “Alman halkının çoğunluğunda Amerika’nın köleliği altına değil bağımsız bir diplomasi ve dış politikaya yönelişe dair isteğin artmakta olduğunu” belirtiyor. Hersh’in yazısında ifade ettiği iddialar bekleneceği gibi Beyaz Saray ve Pentagon tarafından “gerçek dışı ve saçma” bulundu. Avrupa Komisyonu Başkanlığı görevini yürüten Alman politikacı Ursula Von Der Leyen olsa olsa bir Amerikan memuru olarak kabul edilebileceğini Hersh’in iddialarına ilişkin sözleriyle bir kez daha kanıtladı. Şunları söyledi: “ABD’nin doğalgaz boru hatlarına yönelik sabotajlara karıştığı iddiası bize saçma geliyor. Amerika’nın var olduğu bunca yıl boyunca, uluslararası hukukun ihlal edildiğine ya da uluslararası hukuk çerçevesi dışında hareket edildiğine dair tek bir olgu tespit edilip teyit edilmemiştir. Amerikan devletinin kusursuz itibarı bu versiyonu dikkate almamamızı sağlıyor.”

Sahibinin sesi Von Der Leyen’in bazı Amerikalılardan dahafazla Amerikancılık yapmasında şaşırtıcı bir yan yok. 2016 yılında Hersh’i “efsanevi Amerikalı araştırmacı gazeteci” olarak tanıtan Almanya’nın Der Spiegel dergisi, yeni yazısının ardından onu “tartışmalı Amerikalı gazeteci” olarak sundu. Alman basını Hersh’in yazısı hakkında sessizliğini büyük ölçüde korurken Berliner Zeitung gazetesinden FabianScheidler Hersh’le bir söyleşi yaptı. Hersh bu söyleşide, “Bana söylendi: Yaptıklarını yaptılar, ne yaptıklarını biliyorlardı ve neler olup bittiğini anlıyorlardı. Konuştuğum insanlarla bu konu üzerinde çok çalıştım.” diyor. Kuzey Akım boru hattına saldırı emrini ABD başkanı Biden’ın verdiğini, Norveç ordusunun özel birimlerinin bu saldırıda kullanıldığını doğrudan konuştuğu bir ABD yetkilisinden öğrendiğini belirten Hersh, kaynağını korumak istediği için bazı ayrıntıları veremediğini söylüyor. 

Scheidler söyleşide Hersh’e şu soruyu soruyor: “Sizce saldırının nedeni neydi? ABD hükümeti birçok nedenden ötürü boru hattına karşıydı. Bazıları Rusya’yı zayıflatmak ya da Rusya ile Batı Avrupa, özellikle de Almanya arasındaki ilişkileri zayıflatmak istediği için karşı çıktığını söylüyor. Ama belki de ABD ekonomisinin rakibi olan Alman ekonomisini zayıflatmak için de. Yüksek gaz fiyatları şirketlerin ABD’ye taşınmasına neden oldu. ABD hükümetinin gerekçeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?”

Hersh’in yanıtı şöyle: “Amerikan iş dünyasında daha rekabetçi hale geldiğimiz fikrinden hoşlanan insanlar olduğu kesin. Sıvılaştırılmış doğal gazı (LNG) son derece yüksek karlarla satıyoruz, bundan çok para kazanıyoruz. Eminim bu durumun Amerikan ekonomisine uzun vadeli bir destek sağlayacağını düşünenler de olmuştur. Ancak Beyaz Saray’da bence her zaman yeniden seçilme takıntısı vardı ve savaşı kazanmak istiyorlardı, zafer kazanmak istiyorlardı, Ukrayna’nın bir şekilde sihirli bir şekilde kazanmasını istiyorlardı. Alman ekonomisinin zayıf olmasının bizim ekonomimiz için daha iyi olacağını düşünenler olabilir ama bu çılgınlık. Bence işe yaramayacak bir şeye kapıldık, savaş bu hükümet için iyi sonuçlanmayacak.”

Hersh savaşın gidişatı hakkında ortalığı kaplamış Batı propagandasından oldukça farklı şeyler söylüyor. Ona göre, “Bildiğim tek şey, bu savaşın istediğimiz şekilde sona ermesinin mümkün olmadığı ve geleceğe baktığımızda ne yapacağımızı bilmiyorum.” Hersh ABD’nin bu saldırısının nedenleri hakkında konuşurken şunları vurguluyor: “Beyaz Saray kaybedilebileceğinden, Almanya ve Batı Avrupa’nın istediğimiz silahları tedarik etmeyi bırakacağından ve Alman Şansölyesinin boru hattını tekrar devreye sokabileceğinden korkuyor – bu Washington’da büyük bir endişeydi.”

Hersh kendisine bilgi veren kaynak hakkında şunları söylüyor: “Bu görevi yürüten insanlar Başkan’ın Alman halkına ne yaptığının farkında olduğuna, iyi gitmeyen bir savaş için onları cezalandırdığına inanıyorlardı. Ve uzun vadede, bu sadece Başkan olarak itibarına zarar vermekle kalmayacak, aynı zamanda siyasi olarak da çok zarar verici olacaktır. ABD için bir damga olacaktır.”

Alman gazeteci Hersh’e “Hikayeniz Alman medyasında oldukça temkinli ve eleştirel bir şekilde haberleştirildi. Bazıları itibarınıza saldırdı ya da sadece bir anonim kaynağınız olduğunu ve bunun güvenilir olmadığını söyledi.” diyor. Hersh daha önceki yazılarının da benzer kaynaklara dayandığını belirttikten sonra, “Birinin adını verseydim kovulur ya da daha kötüsü hapse atılırlardı. Kanunlar çok katı. Hiç kimsenin maskesini düşürmedim ve elbette yazarken, bu makalede yaptığım gibi, bunun bir kaynak olduğunu söylüyorum, nokta. Yıllar boyunca, yazdığım hikayeler her zaman kabul gördü.” şeklinde yanıt veriyor.  

Hersh’in yazdıklarının sessizlikle karşılanması ya da güvenilir bulunmaması hem ifşa ettiği gerçeklikle hem de onun Ukrayna savaşının gidişatına dair söyledikleriyle bağlantılı. Hershbirkaç gün önce bir başka söyleşide, Ukrayna savaşıyla ilgili düşüncelerini şöyle ifade etti: “Bu savaşı kazanabileceğinizi düşünmek, Ukrayna’nın [Rusya’ya karşı] savaşı kazanabileceğini düşünmek intihara meyletmek gibidir. Çok fazla yolsuzluk var. Bu çok ama çok kötü bir karardı. Barış için bastırmalıydık, bir anlaşma yapmalıydık,”

Hersh bu söyleşide Batı basınında konuşulması yasaklanmışbazı önemli noktaları dillendiriyor. Ona göre, mevcut Ukrayna yönetimi “İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudileri çılgınlar gibi öldüren büyük Nazi yanlısı Stepan Bandera’yıyüceltmektedir.” Batı basınının ve yönetimlerinin adeta yasakladığı bu gerçeklerin dile getirilmesi kuşkusuz ki onlar için rahatsız edicidir. Aynı zaman dilimi içinde Amerika’da Çin balonunun, UFO’ların düşürülmeye başlaması ve adeta “dünyayı uzaydan gelenler mi istila edecek” tarzı bir fırtınanın estirilmesi oldukça manidardır. 

Hersh’in yazısında ve söyleşilerde ifade ettiği düşünceler Ukrayna savaşının gerçek temellerinin kavranmasına yardımcı olurken, aynı zamanda Alman burjuva politikasının Amerika karşısındaki zavallı konumunu gözler önüne seriyor. Savaşın birinci yılına ulaşılıyor ve birinci yıla ait çeşitli değerlendirmeler gelmeye başladı. New York Times gazetesi editoryası yaptığı değerlendirmede, ABD ve AB ülkelerinin Ukrayna’ya savaş yardımı konusunda çok cömert davrandığını, bu ülke halklarının da Ukrayna’ya yardımlar nedeniyle üstlendikleri ağır yükü çok sorgulamadığını belirtiyor ve devam ediyor: “Ancak savaş uzadıkça bu sorular daha da yaygınlaşacak”. NYT editoryası bu “tehlikeye” dikkat çekiyor. 

Editoryanın dikkat çektiği bir başka “tehlike” şöyle ifade ediliyor: “Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri dışında Ukrayna davasına verilen destek çok daha az ve bu da Rusya’yı saldırganlığı nedeniyle cezalandırma çabalarını daha az etkili kılıyor. Dışişleri Bakanı Antony Blinken Cumartesi günü ‘Meet the Press’ programına verdiği mülakatta Çin’in Rusya’ya ölümcül olmayan yardımlarda bulunduğunu ve ‘Rusya’ya ölümcül yardımlarda bulunmayı güçlü bir şekilde düşündüğünü’ söyledi. Bay Blinken Çinli mevkidaşına ‘derin endişelerini’ ifade etti.”

Savaşın birinci yılına doğru ilerlerken bir başka değerlendimeObserver gazetesi editorya’sından geldi. Observer editoryasıda aynı noktaya vurgu yapmıştı. Editorya’ya göre, bu savaş “aralarında Hindistan, İsrail, Suudi Arabistan, Güney Afrika ve Türkiye’nin de bulunduğu pek çok” ülkenin “kararsız” ve “ahlaki kafa karışıklığı” içinde olduğunu gözler önüne sermiş. Bütün laf kalabalığına rağmen ortaya çıkan tablo açıktır, Transatlantik ittifakı olarak adlandırılan emperyalizm kendini bile ancak bir ittifak üyesinin enerji altyapısını bombalayarak tahkim edebilmiştir. Bırakalım dünyanın geri kalanını arkasına takabilmeyi…

Macaristan Rusya’ya uygulanan yaptırımlara karşı çıktı ve birçoğunu uygulamadı ama Devlet Başkanı Orban’ınaçıklamalarına göre, buna rağmen yaptırımların etkilerini ciddi biçimde hissediyor ve “10 milyar Euro yaptırımlar nedeniyle Macar halkının cebinden çıktı.” Yaptırımlar Macar halkına hayat pahalılığı olarak, yükselen enerji faturaları olarak döndü. Orban bunu dillendiriyor ve gerçekte tüm Avrupa ülkeleri ve ABD halkı aynı gerçeklikle yüz yüze. Tablonın diğer tarafındaysa, beş Batılı enerji tekeli 2022 yılını rekor karlarla tamamladı. Exxon 55.7, Chevron 36.5, Shell 39.9, BP 27,7, TotalEnergies 36.2 milyar dolar kar açıkladı.

Artan enerji faturaları ve enerji fiyatlarındaki yükselişin temel ürünlere yaptığı fiyat artışı etkisinin geçtiğimiz yıl 141 milyon insana “ekstrem yoksulluk” getirdiği yeni bir araştırmayla ortaya konuldu. Enerji ve silah tekelleri kasalarını doldururken, emekçiler her yerde ağır bir saldırı altında. Burjuvazinin sözcülerindeyse çözüm hep aynı. Wall Street Journal gazetesi, kahvaltıda tüketilen gıda maddelerindeki fiyat artışlarını gösteriyor ve öneriyor: “Para tasarrufu için belki de kahvaltıyı atlamalısınız.” Emekçilere önerilen kahvaltıyı bırakmaları. 

Savaşın uzamasının ABD ve Avrupa’da sıkıntıları arttıracağını beliten Observer editoryası, Almanya’da yapılan bir araştırmanın sonuçlarına dikkat çekiyor. Almanya’da yapılan bu araştırmaya göre, halkın yüzde 55’i Ukrayna ile Rusya arasında görüşmelerin başlamasını ve barış için adım atılmasını istiyor. Barış görüşmeleri için uygun zaman olmadığını düşünenler yüzde 27. Alman hükümeti ve basını esas olarak bu yüzde 27’lik kesimi temsil ediyor. Editorya, barış görüşmelerinin başlamasını isteyenlerin, Ukrayna bazı toprak tavizleri verse dahi bu yola girilmesini istediklerine dikkat çekiyor. Almanya ve Fransa’da Ukrayna’ya sunulan askeri yardıma desteğin azaldığını burjuvazinin sözcüleri dahiitiraf etmeye başladı. Bunun temel nedeni, bu ülkelerde artan hoşnutsuzluk ve kitle gösterileridir. Burjuvazinin saldırısı her yerde sınıf mücadelesini keskinleştirmektedir. Savaşı sona erdirecek olan örgütlü emekçi eylemidir. Bunun zemini giderek daha fazla sağlamlaşmaktadır.

Paylaşın