Cenk Ağcabay, Umut Yazıları

Sahi Alman tankları en son ne zaman Ukrayna’daydı? – Cenk Ağcabay

Alman hükümetinin tüm bakanları dün Paris’teydi. Alman ve Fransız parlamentolarında yer alan 300 milletvekiliSorbon Üniversitesinde buluştu.İki ülke arasında 1963 yılında imzalanan bir anlaşma Avrupa Birliğinin oluşumuna giden yolu açmıştı. Büyük buluşma bu tarihe denk getirilmişti. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Şansölyesi OlafScholzElysee Sarayı’nda önce enerji ve ekonomi politikaları, ardından da savunma konularına odaklanan iki toplantı gerçekleştirdi. Bu temel konularda hükümetler arasında çeşitli farklılıklar bulunduğu toplantılar öncesi ifade edilmişti. Üst düzey Fransız ve Alman yetkililere göre toplantılardaki en önemli önceliklerden biri, Biden yönetiminin Enflasyon Azaltma Yasası’nda ABD’li elektrikli otomobil üreticilerine ve diğer işletmelere yönelik sübvansiyonlara Avrupa’nın vereceği yanıt oldu.

Geçtiğimiz cuma günü 50 ülkeden temsilcilerin katıldığı toplantıda Almanya’nın Leopar tanklarını Ukrayna’ya verme konusunda ikna edilememesi Batı ittifakında gerginlikleri arttırdı. Almanya üzerindeki baskı giderek artıyor. Fransa’daki buluşma bu anlaşmazlık nedeniyle daha da önem kazandı. Almanya’ya yönelik baskının boyutlarını Batı basınında yer alan haber ve yorumlardaki vurgulardan görmek mümkün. Almanya’nın tanklarının Ukrayna’ya gönderilmesindeki kararsızlığının resmi ağızlardan ifade edilmesi üzerine söz alan New York Times editoryası, tankların neden gönderilmesi gerektiği konusunda Almanya’ya kapsamlı bir ders verdi. Editorya, Ukrayna savaşının Avrupa’daki son büyük savaş olan 2. Dünya Savaşı gibi “bir adamın çılgınlığı” olduğu kanısında.

Karakteristik emperyalist propagandanın tüm klişeleri bu yazıya yedirilmişti. Eskiden Hitler=Stalin vardı, şimdi yeni “çılgın adam” Putin. Hitler=Putin. Editorya bu yazıda doğrudan Rus halkına hitap etmek istediğini söylüyor çünkü Putin’in propaganda aygıtları öyle yoğun çalışıyormuş ki, Rus halkının dünyada neler olup bittiğinden, Ukrayna savaşının gerçeklerinden haberdar olması mümkün değilmiş. Editorya Rus halkına dünya gerçeklerini açıklama misyonunu üstlenmiş. “Çılgın adam” kişisel hırs ve saplantıları nedeniyle başlattığı bu savaşla, Rus halkının geleceğini çalmış. Batı’dan kopmuş Rusya’nın ekonomik olarak ayakta kalması mümkün değilmiş. Ülkenin eğitimli ve çalışkan nüfusu Batı’ya gitmiş, ortada bir enkaz varmış.

Editorya’nın anlatısına göre; komünizm döneminde yoksullukla ve ağır baskılarla boğuşan Rus halkı, komünizmin çöküşünden sonra Batı’yla yakınlaşarak para kazanmanın tadını çıkarma fırsatı bulmuş. Batılı ülkelerde normal olan tüketim malları satın alma ve özgürlüklerle tanışmış. “Çılgın adam” bunları kaldıramamış. Şimdi Batılı şirketler ülkeyi terk etmiş ve tüketim malları, özgürlükler berhava olmuş. “Çılgın adam” çevresinde sadece “tamam efendim” diyenler dışında kimseyi bırakmadığı için, savaş kararı alırken Batı’nın karşısında tek vücut olacağını da hesap edememiş. Dünyanın dört bir yanında tecrit olacağını düşünememiş. Batı daha önce Rusya’yla ilişkiler konusunda bölünmüş ve kararsızmış, Ukrayna savaşı Batı’yı birleştirmiş. Editorya, Almanya’nın tankları göndermekte kararsız oluşunun “tarihsel nedenleri” olduğu kanısında. NYT’de aynı gün yayınlanan bir başka geniş yazıda, bu “tarihsel nedenler” ele alınmıştı.

Yazıda görüşlerine yer verilen Batılı bir tarihçi, “Alman tankları en son ne zaman oradaydı?” sorusunu soruyor. İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşına işaret ediyor ve Alman tanklarının orada ölüm ve zulüm saçtığını söylüyor. “Alman silahları milyonlarca insanı öldürdü. Polonya’da, Rusya’da, Ukrayna’da, Belarus’ta milyonlarca insan öldü. Alman halkı silahlarının bir kez daha ön cephede kullanılıp, insanların öldürülmesine yol açmasını istemiyor” diyor. Bir Alman düşünce kuruluşu yöneticisi Thomas Kleine-Brockhoff’a göre, «Tarih önemlidir. Burada -Almanya’da- daha yaşlı olan herkes ölüm tarlalarının ne olduğunu bilir. İstediğiniz yöne çevirmek isteyebilirsiniz ama hafıza var.” Almanya’da yapılan araştırmalara göre, halkın yarıdan fazlası tankların Ukrayna’ya gönderilmesini istemiyor. Tarihin gördüğü en büyük propaganda kampanyasına rağmen Alman halkının çoğunluğunun ikna edilememesi anlaşıldığına göre oldukça baş ağrıtıyor. Alman akademisyen ThorstenBenner, Almanya’nın Ukrayna’ya silah sevkiyatı yapmasıyla yeni bir adım attığını düşünüyor. Tankların gönderilmesi hakkında, “Eğer Scholz gider ve şimdi tam zamanı derse, bence halkı arkasına alabilir. Anketlerdeki rakamları değiştirebilirsiniz. Buna liderlik denir.” diyor.

Bunlar Almanya’da yaşanan bölünmenin derinliğini gösteriyor. Alman hükümetinin kararsızlığını sert bir dille eleştiren Alman Parlamentosu Savunma Komitesi üyesi StrackZimmermann’a yanıt Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin parlamento grubu başkanı RolfMutzenich’den geldi. “Bugün ağır savaş tanklarıyla mücadele çağrısı yapanlar, yarın uçak ya da asker çığlıkları atacaklardır.” diyen Mutzenich, Avrupa’nın bugünkü sallantılı güvenlik durumunda “öfke ritüellerine” yer olmadığını sözlerine ekledi.Mutzenich’in bu sözleri, bazı Alman politik liderlerinin müttefikleri eliyle içine çekildikleri bataklığı görmeye başladıklarına işaret ediyor. Amerikan emperyalizminin Avrupa’yı Rusya’ya karşı bir vekalet savaşının merkezi konumuna getirme hamlelerinin yarattığı sorunlar nedeniyle Avrupa’da gelişen huzursuzluk bölünmeleri derinleştiriyor, daha da derinleştirecektir. Tüm çabalarına rağmen, “anketlerdeki rakamları” istedikleri gibi değiştiremedikleri belirginleşiyor. NYT editoryası Rus halkına seslendiğini söylüyor ama esas olarak Alman hükümetine haddini bildirmek istediği açık. Almanya’ya diyor ki, Hitler mirasından utanıyor musunuz? O zaman yeni Hitler’le savaşın ve bu utançtan kurtulun.

Sahte solcu Guardian gazetesinin sürekli savaş çığlıkları atan sahte solcu yazarı Simon Tisdallson yazısında Almanya’nın kararsızlığı nedeniyle duyduğu öfkeyi şu sözlerle ifade etti. “Pek çok insan müzakere edilmiş bir çözümü desteklese de, bunun şu anda mümkün olmadığının farkında. Bu arada Almanya Şansölyesi OlafScholz gibi tereddütlü ve hayal gücü zayıf liderler de gelgitli bir tiksinti dalgası tarafından sürükleniyor.Avrupa’nın galip gelebilmesi için, ulusal silahlı kuvvetlerinin doğrudan müdahil olması pahasına da olsa, var gücüyle mücadele etmesi gerekiyor.” Tisdall sadece tankların gönderilmesini istemiyor, Rusya’yla doğrudan savaşa girilmesini istiyor hem de “pek çok insanın müzakere edilmiş bir çözüm” istediğini belirterek.

Amerikan Hava Kuvvetlerinde görev yapmış emekli yarbayKaren Kwiatkowskiemekliliği sonrasında Amerikan dış politikası hakkında eleştirel bir tutum geliştiren bir yazar. Ukrayna’ya tank gönderilmesi üzerinden gelişen tartışmaları yorumlarken önemli bir noktaya dikkat çekiyor. Ona göre, “Eksik olan şey savaş sonrası Ukrayna için bir plan. Böyle bir plan olmadan Ukrayna bir ülke olarak tamamen yok olabilir. Belki de Washington’daki neoconların ve onların İngiliz ve Polonyalı müttefiklerinin beklentisi budur. NATO için, başka türlü kabul edilemeyecek çok çeşitli faaliyetlerin istenildiği zaman yürütülebileceği büyük bir askeri eğitim tesisi yaratmak.” Bu isabetli tespit, Ukrayna’da yaşananların gerçekte ne manaya geldiğinin çarpıcı bir ifadesidir. Ukrayna’yı sürekli bir NATO askeri eğitim tesisine dönüştürmek ve NATO silahlarının sahada test edilmesini sağlamak ABD’nin önemli hedeflerinden biridir.

Dünya Bankası 2023 yılı sonuna kadar Ukrayna nüfusunun %55’inin yoksulluk sınırının altında yaşayacağını öngörmektedir. Ukrayna’da resmi yoksulluk sınırı aylık 70 dolar. Çeşitli kaynaklarda belirtildiğine göre, Ukraynalıların şu anda tutarlı bir şekilde iyi maaş alabildikleri alan silahlı kuvvetler. Bu alanda 500 ile 750 dolar arasında maaş alınabiliyor. Bu durum Kwiatkowski’nin tespitinin doğruluğunu destekliyor. Ukrayna halkı yaşamını sürdürebilmek için savaşmak zorunda bırakılıyor. Bu durum Avrupa ülkeleri için uzun vadeli sıkıntılar anlamına geliyor ve Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan farklılıkların önemli nedenlerinden biridir. Rusya’nın askere aldığı ve eğitimleri tamamlandığında cepheye göndereceği yeni savaş gücü ve son haftalarda sahada elde ettiği kazanımlar tank tartışmasının arkasında yatan asıl unsurdur.Rusya’nın Soledar, Bahmut ve Zaporijya’da elde ettiği kazanımların devam etmesi halinde ortaya çıkacak manzara silah tedariki tartışmasının ısınmasına neden olmuştur.

Amerikan Genel Kurmay Başkanı’nın Ukrayna Genel Kurmay Başkanıyla Polonya’da ilk kez yüz yüze görüşmesi ve hemen ardından CİA Başkanı’nın Kiev’e inmesi sahadaki bu gelişmelerle yakından bağlantılıdır. Amerikan basınına yansıyan haberlerde, ABD yetkililerinin Kırım ve Rusya içlerine düzenlenecek sert saldırılar için gerekli malzemeyi Ukrayna’ya sağlama konusunda Ukrayna yetkilileriyle çeşitli görüşmeler yaptığı belirtildi. Rusya’nın olası Bahar Harekatı’na bu şekilde yanıt verilebileceği yazıldı. Böylesi bir gelişmenin sonucu belki de bir nükleer çatışmaya dönüşme potansiyeli taşıyan tırmanma olacaktır. Avrupa’daki bölünmeleri daha görünür kılan nedenlerden biri, böylesi bir gelişmenin Avrupa için yaratacağı ciddi tehlikelerdir.

Alman hükümeti Leopar tanklarını Ukrayna’ya vermek için ortak hareket edilmesi gerektiğini ve ABD’nin Abrahams tanklarını vermesi durumunda kendisinin de Leoparları vereceğini belirtti. ABD bu teklifi çeşitli gerekçelerle reddetti. ABD’nin bir başka adımı İsrail’de bulunan bazı silah sistemlerinin Ukrayna’ya gönderilmesi için İsrail hükümetine baskı yapmak oldu. İsrail kaynakları, İsrail hükümetinin bu teklife sıcak bakmadığını vurguluyor. Aynı günlerde üst düzey ABD ve İsrail güvenlik yetkililerinin İran gündemli olarak toplantılar yapmaya başlaması, Ortadoğu cephesinin ısıtılabileceğinin işaretlerini taşıyor. NYT’ye konuşan ABD yetkilileri, Pentagon’un İran’ın Rusya’ya sattığı füze ve dronlar üzerine özel bir çalışma başlattığı bilgisini paylaştı. Bu çalışmanın amacı füze ve dronların Rusya’ya verilmesini ve üretimlerini engellemekmiş.

Bahar aylarına doğru ilerlerken ortaya çıkan tablo, büyük bir savaş olasılığının giderek daha fazla belirginleştiğini gösteriyor. ABD emperyalizminin dünya hakimiyeti için yürüttüğü saldırgan politikalar yeni bir dünya savaşı tehlikesini yaratmakla kalmıyor; ABD’de gerçekleşen yeni bir kitle katliamı meselenin farklı yönüne ışık tutuyor. ABD’nin Kaliforniya eyaletinin Monterey Park şehrinde Çin Yeni Yılı’nın kutlandığı bir parkta düzenlenen silahlı saldırıda 10 kişi öldü, 10 kişi yaralandı. Saldırının düzenlendiği bölge ağırlıklı olarak Asya kökenlilerin yaşadığı bir alan olarak biliniyor. Saldırganın saldırıyı düzenledikten sonra intihar ettiği açıklandı. Saldırının nedeni konusunda henüz bilgi edinilemediği belirtildi. Saldırının gerçekleştiği bölge ve saldırının bir kutlama için toplanan insanlara yönelmesi bir dizi açıklayıcı unsur sağlamaktadır. ABD’de genel olarak Asyalılara ve özel olarak Çin’e yönelik saldırgan söylemin her geçen gün ağırlaşması bu tip saldırıların asli nedenidir. Savaş politikaları ve söylemi hem dışarıda hem içeride can almaktadır.

Büyük savaş tehlikesi gerçektir ve emperyalist-kapitalizmin derinleşen bunalımı bunun asıl nedenidir. Emperyalist-kapitalizm savaşa yazgılıdır. Onu durduracak tek güç uluslararası proletaryanın İşçilerin Birliği-Halkların Kardeşliği bayrağı altında birleşmesidir. Almanya’da burjuva politik düzlemdeki bölünmelerin nedeni halkta artan hoşnutsuzluktur. Gıda maddeleri ve enerji fiyatlarındaki artış, enflasyon tüm Avrupa’da hoşnutsuzluğu arttırmaktadır. Anketlerdeki rakamlar değişmektedir ve değişecektir. Fransa’da emeklilik “reform”una karşı yükselen muhalefet bunun önemli bir göstergesidir. Sınıf mücadelesi sertleşmektedir.

Paylaşın