Umut Yazıları

Paris kimin şehri? – Ethem Güney

‘’Bir saz kadar mutlu

Ve hüzünlü başlıyoruz bütün günlere

Ve bir türkü kadar sıcak

Biliyoruz ki dağların göğsünü saracak

Ve yerinden oynatacak olan şafak

Onuru ışık diliyle Karanlıkta koruyanlarla başlayacak’’

Adnan Yücel, Bir Yeraltı Nehrini Beklerken

Paris’te, 23 Aralık 2022 günü bir katliam tezgahlandı. Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne silahlı bir saldırı tertip edildi. Emine Kara, Mir Perwer (Mehmet Şirin Aydın) ve Abdurrahman Kızıl katledildi. TC devletinin savaş kurmaylığı içeride ve dışarıda savaşı derinleştiriyor. TC’nin kara harekâtı gerilla iradesinin duvarına çarptı ve dağıldı. Bu askerî bozgunu içeride Kürt halkına ve işçi sınıfına yönelik tasfiye hamleleri, dışarıda ise katliam ve suikastlar izliyor. 23 Aralık katliamı, niteliksel olarak 9 Ocak 2013 günü gerçekleştirilen katliamla aynı hattın, aynı savaş stratejisinin devamı. Kimyasal silah ve her türlü ölüm aracının cepheye sürülmesi, demokratik alanlara operasyonlar ve Firavun’un hafiye ve kiralık katiller teşkilatının daha da aktif kullanılmaya başlanması, yalnızca bozgunlarını ertelemenin, uzatmaları oynamaya çalışmalarının bir göstergesidir. İdeolojik ve askerî anlamda bir çözülme sürecine girdiler ve çözüldükçe yaralı bir hayvan gibi hırçınlaşıyorlar.

Paris katliamcısı, zamanın ruhu gözetilerek özenle seçilmişti. Firavun’un teşkilatı bu komployu tezgahlarken şimdilik Beyoğlu patlaması sürecindeki gibi ikinci sınıf hatalara düşmemiş gözüküyor. Sağcı, psikolojik rahatsızlık etiketleri ile fişlenmiş, ırkçı saiklere sahip katliamcı; günümüz AB-D siyasetinde halihazırda istihbarat teşkilatlarının her türlü komplolarını “yıktıkları” siyasal bilindik bir özne. Almanya geçtiğimiz aylarda aşırı sağcı bir grubun sözde darbe komplosunu önlemiş, buradan hareketle ne hikmetse bu grubun Rusya bağlantılarını, pandemi karşıtlığı gibi “falsolarını” ortaya çıkarmıştı. Alman devleti, bu aşırı sağcı bir grup meczubu da kullanarak başarılı bir toplum mühendisliğine imza atmış; bilhassa enerji-gaz fiyatlarındaki artış yüzünden Ukrayna savaşını Rusya lehine sorgulamaya başlayan halk kitlelerinin düşüncelerini şeytanlaştırmıştı. Paris katliamcısı her yönüyle benzer bir hedef şaşırtma stratejisidir. Zaten TC’ye hâkim İTC geleneği her daim Alman devletiyle usta-çırak ilişkisine sahip olmuştur. Komplo tezgahlanırken bu tercihin hedefi bellidir; TC savaş kurmaylığının katliamını örtbas, Avrupa aşırı sağı “günah keçisi” ile mistifike ve hedef şaşırtmasıdır. Ancak uzun zaman geçmeden katliamcının hapiste TC bağlantılı çeteler ile temasta bulunmuş olduğu ortaya çıkmıştır (https://umutgazetesi42.org/arsivler/89786) Katliamcı içeride TC bağlantılı çeteler aracılığı ile “devşirilmiştir”, bu açıktır.

Paris katliamı, hemen ardından yoğun bir halk öfkesi ile muhatap oldu. Hem Avrupa hem Türkiye egemenleri, emperyalist merkez üslerinden Paris’in Kürt halkının ve devrimcilerin öfkesiyle darmaduman edilmesiyle bir heyulayı tekrar görmüş gibi oldular. Tüyleri diken diken oldu. Fransız devleti süreci hızlandırma ve itidal çağrılarına sarıldı. Vaziyet korkunçtu. Katliamın öfkesi, artık Avrupa emperyalist kalesinin bir gelecek, ortalama da olsa bir refah vaat edemediği kitlelerin derdiyle hemhal oldu ve sokağa taştı. Bu yüzden katliamın zamanlaması da mühimdir. Katliam iktisadi anlamda Avrupa emperyalist üssünün çatırdadığı bir zamanda yaşanmıştır.

“Kral’a ölüm!” şiarıyla tarihin sarsıldığı, 1848’in barikat savaşlarından, 1871’in komün kıyamına kadar devam eden sürekli bir isyanın heyulası dolaşıyor Paris sokaklarında. Yaşamsal dertler ve ideolojik-ekonomik olarak çatırdayan emperyalist merkez üssün halkı sarı yelekliler ismiyle yakın zamanda Paris’in isyankarları arasında, o tarih nehrinde yerlerini aldılar. Bugün öfke sürüyor. Komünün onurlu komünarlarının ruhu kavgada yaşıyor. Dün Hotel de Ville’ye ezilenlerin, mağlupların, unutulmuşların kızıl savaş sancağını çeken o komünar ruh, bugün Kürt halkı ve devrimcilerin öfkesiyle tekrar onu zapt etmek için Paris sokaklarına taşıyor. Bu hat, tarihin mağluplarının isyan hattı; barikatlardan komüne, oradan sarı yelekliler ve katliamın kıyamına hiç durmadan devam ediyor.

Katliam hesap sorma arzusu ve öfkesiyle sokakları alevlendirirken, Türkiye solunun reformist damarıyla, Kürt halkının burjuvazisi aynı noktada ortaklaşıyor; ikisi de Fransız devletiyle birlikte soğuk kanlılık çağrısında bir araya geliyorlar. Herkes açıkça sınıfsal tercihini yapıyor. İçeride Türk egemen sınıflarıyla birlikte konsensus arayışını katiyen kesmeyen Kürt egemen sınıfı, katliamın öfkesini zapt etmek için her şeyi yapıyor. Çünkü o Paris’i yakan Kürt halkı ve devrimcilerin safında değil, Paris’in parlak sokaklarının, emperyalist merkezin egemenlerinin safında. Kendisini o haneye yazdırmak, orada kabul edilmek ve çarkını döndürmek için bu öfkeyi kontrol etmeye çalışıyor.

Kent adımlarımızın altında nefes alıp verir. Herkes başka bir kenti yaşar. Ancak birileri gördükleri gündüz düşlerinde ortaktır. Birileri kentin sokaklarındaki ortak hafızanın imgelerinde var ederler düşlerini. İstanbul’u adımlarken herkes başka bir manzarayı görür. Bizler bu kenti adımlıyorsak bir gün mutlaka emanetimizi geri alacağımızı bildiğimiz içindir. Tarlabaşı’ndan, Bostancı’dan ötürü adımlamaya devam ederiz bu şehri. Bir gün bu kentin bizlerin olacağını bilerek. Kentin, direnişin hafızası bizlere ortak bir gündüz düşü gördürür. Kolektif gündüz düşümüzün mevcudiyeti ile kent arasında inancımız yaşar. Kentler direnişlerin hafızalarıyla süreklileşirler. Şehr-i İstanbul, Bostancı hatırlandığı kadardır ancak, Paris komünarların öfkesi bir bedende vücut bulabiliyorsa nefes alıp verebilir. Kentin hayaletleri her daim yeni bedenler ararlar.

Bugün Paris’in isyan ruhu bir beden buldu. Paris kimin şehri? Sorusu cevabına kavuştu. Paris, öfkesiyle onu yakanlara aittir. İstanbul, kuşatmayı yarmak için Bostancı direnişinde kahramanlaşanların, bir nehir olup kavgaya akanlarındır. Bu kentler tekrar bizim olana kadar aynı gündüz düşünü görmeye devam edeceğiz. Kavga Sürecek.

Paylaşın