Cenk Ağcabay, Umut Yazıları

Yeni dünya savaşı hazırlıkları hızlanıyor – Cenk Ağcabay

2022 yılının ileride içine girilen yeni küresel çatışma döneminin başlangıç noktası olarak anılması kuvvetle muhtemel. 2022 yılı sona ererken, 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası “demilitarize” edilen Japonya ve Almanya askeri bütçelerini dev boyutlarda yükseltme adımını attı. Söz konusu askeri bütçe olduğunda her zaman cömert olan ABD Senatosu Pentagon’un talep ettiğinden 45 milyar dolar fazla olan 858 milyar dolarlık askeri bütçeyi onayladı.

ABD Kongre üyeleri açıklamalarında astronomik bütçenin “Çin’le gelecekteki bir çatışma için” gerekli olduğunu açıkça ifade etmekten çekinmiyorlar. Böylece büyük bir savaş için hazırlık yapıldığı kongre üyelerinin açıkça dile getirdiği “yeni normal”in asli unsurlarından. Yeni Amerikan savaş bütçesinde ilk kez Tayvan’a 10 milyar dolarlık doğrudan yardım kalemi yer alıyor ve bu ABD yönetiminin halen bağlı olduğunu iddia ettiği “Tek Çin Politikasını” fiilen terk ettiği anlamına geliyor. ABD’nin askeri bütçesi üzerinden verdiği bu mesaj Çin tarafından hemen alındı. Bu Çin’in defalarca ifade ettiği kırmızı çizgilerden birinin ihlali anlamına geliyordu.

ABD’nin bu adımının ardından Çin Ordusu Tayvan çevresindeki faaliyetlerini hızla yoğunlaştırdı. Tayvan yönetimi tarafından yapılan açıklamada, Çin’e ait 71 savaş uçağı ve 7 savaş gemisinin Tayvan hava ve deniz sahasını çevrelediği ve bazı uçakların hava sahasını ihlal ettiği açıklandı. Bu askeri yoğunlaşmanın sertliği Tayvan yetkilileri tarafından özellikle belirtildi. Konuya ilişkin açıklama yapan Çin Ordusu Doğu Komutanlığı sözcüsü bu tatbikatın “ABD ve Tayvan’ın mevcut işbirliği ve provakasyonlarını tırmandırmalarına kararlı bir yanıt” olduğunu söyledi. ABD’nin Tayvan’ı 2024 yılında düzenlenecek Pasifik Kıyısı askeri tatbikatına davet etmesi açıklamada şiddetle kınanan bir başka önemli unsurdu.

Çin Komünist Partisi yönetiminin görüşlerini yansıtan Global Times gazetesi editoryasının konuyla ilgili yazısında dikkat çeken saptama, “ABD’nin sürekli olarak ‘Çin’i çevrelemek için Tayvan adasını kullanmak’ üzere harekete geçmesi” idi. Editorya bu konuda ciddi uyarılarda bulunmuş ve “Çin halkının en son isteyeceği şey Tayvan Boğazında bir savaş çıkmasıdır. Dışarıdakilerin Boğazların barış ve istikrarını bizden daha fazla önemsemeleri mümkün değildir.” demişti.

Japonya’nın yeniden askerileşme hamlesini de aynı bağlama yani Çin’in ABD emperyalizmi ve NATO tarafından çevrelenmesi projesi içine yerleştirmek gerekiyor. Japonya’nın yeniden askerileşme hamlesinde yeni füze programlarının geliştirilmesi başlığı özel bir önem taşıyor. Bununla birlikte, Japonya geliştirilecek uzun menzilli füzelerle Çin’i vurma kapasitesine ulaşıyor. Bunun Çin açısından açık bir mesaj olarak algılanacağı kesin ve zaten Çin yönetimi bir süredir bu konuda çok sert uyarılarda bulunuyor.

Çin ve Japonya askeri ilişkileri söz konusu olduğunda, ülkelerin yakın tarihleri belirleyici önem kazanıyor. Japon emperyalizminin Çin’i işgali ve emperyalist savaşta milyonlarca Çinliyi köleleştirmesi, 20 milyona yakın Çinliyi katletmesi belleklerde canlı biçimde yaşıyor. Japonya’nın yeniden askerileşmesi bu bağlamda bir başka ABD müttefiki Güney Kore yönetiminde bile hoşnutsuzluğun doruğa çıkmasına neden oldu çünkü Japon emperyalizminin büyük kitle katliamlarından payını fazlasıyla alan bir başkası Kore halkıdır.
Bu gelişmeler yaşanırken Tayvan Cumhurbaşkanı, Çin ile askeri gerilimin tırmandığı bir ortamda zorunlu askerlik hizmetinin dört aydan bir yıla çıkarılacağını açıkladı. Bu kapsam içinde askere alınacakların, ABD kuvvetleri tarafından kullanılan atış talimleri ve savaş talimleri de dahil olmak üzere daha yoğun bir askeri eğitimden geçeceği belirtildi. Fiili olarak ABD’nin Tayvan elçiliği olarak kabul edilen American Institute in Taiwan tarafından yapılan açıklamada, Tayvan’ın «askere alım reformu» selamlandı ve «Amerika Birleşik Devletleri’nin Tayvan’a olan bağlılığı ve Tayvan’ın kendini savunma kapasitesini arttırmak için attığı adımlar, Tayvan Boğazı’nda ve bölgede barış ve istikrarın korunmasına katkıda bulunmaktadır» denildi.

Tayvan’ın Çin’e karşı Ukrayna’nın Rusya’ya karşı kullanıldığı tarzda bir vekalet savaşı için hazırlanmakta olduğu artık herkes için açık bir gerçek, kimse bunu gizlemiyor. Japonya’nın yeniden askerileştirilmesi yeni Dünya Savaşında Asya cephesinin nasıl şekillenmekte olduğuna dair önemli veriler sunuyor. Emperyalizm içinde debelenmekte olduğu onulmaz krizde sadece savaş çağırıyor ve savaşın alanını genişletme hamleleri yapıyor.

Zamanımızın savaşlarının niteliğine dair önemli veriler sunan bir hadise olan Kuzey Akım Boru Hattı sabotajıyla ilgli araştırma sonuçları yakınlarda New York Times gazetesinin bir haberine konu oldu. Zamanımızın savaşlarının melezliği konusunda akıl yürütmek için öncelikle haberdeki bir pasaja bakmak gerekiyor.

«Kuzey Akım saldırısı bir savaş zamanı gizemine dönüşerek, sürekli uydu gözetiminin olduğu bir çağda, enerji krizinin ortasında ve Ukrayna’daki savaş nedeniyle Avrupa’nın alarmda olduğu bir dönemde, bir geminin nasıl olup da çok önemli bir enerji kanalına yaklaşıp, bomba yerleştirip iz bırakmadan kaçabildiğine dair spekülasyonlara yol açtı.» (In Nord Stream Mystery, Baltic Seabed Provides a Nearly Ideal Crime Scene By Rebecca R. Ruiz and Justin Scheck, Dec 26)

Kuzey Akım saldırısı «bir savaş zamanı gizemine» dönüşmüş hem de sürekli uydu gözetiminin olduğu bir dönemde. NYT habercileri, saldırının ardından Ukrayna ve Polonya’nın herhangi bir kanıt ortaya koymadan Rusya’yı suçladığını, Rusya’nın kanıt ortaya koymadan İngiltere’yi suçladığını belirtiyor. İsveç saldırıyla ilgili kapsamlı bir araştırma başlatmış. Habercilerin verdiği bilgilere göre, İsveç’in istihbarat örgütü başkanı Daniel Stenling araştırma sonucuyla ilgili açıklamasında, herhangi bir fail hakkında spekülasyon yapmayı reddetmiş, «Ancak Kuzey Akım saldırısını giderek daha da yüzsüzleşen Rus casusluğu bağlamına oturt»muş.

Bir şey anlaşılabiliyor mu? Bir şeyler anlayabilmek için haberdeki bazı başka ögelere bakmak gerekiyor. Rusya şüpheliymiş çünkü «Rusya’nın nüfuz sahibi olmak için enerjiyi kullanma geçmişi var»mış ve «Avrupa içindeki ittifakları parçalamakta çıkarı var»mış. Ancak tüm bunlara rağmen bazı gelişmelerle birlikte «Batılı yetkililer tarafından sık sık tekrarlanan patlamaları Rusya’nın gerçekleştirdiği teorisi daha da karmaşık hale gel»miş.

Neden karmaşık hale gelmiş?
Çünkü «Geçtiğimiz haftalarda, Kremlin kontrolündeki bir şirketin çoğunluk hissesine sahip olduğu Nord Stream AG, boruyu onarmanın ve gaz akışını yeniden sağlamanın maliyetini fiyatlandırmaya başla»mış. Yani Rusya önce Avrupa’ya gaz akışında kendisinin büyük ortağı olduğu en önemli varlığı vurmuş, sonra boru hattını onarmak için harekete geçmiş. Nüfuz sahibi olmak için enerjiyi kullanma geçmişi olan Rusya, bunun için sahip olduğu en değerli varlığı vurmuş ve şimdi yüzmilyonlarca dolar tutarından masrafla onarmak için yeniden harekete geçmiş.

Haberciler tefekküre dalmış ve şöyle bir sonuca ulaşmış, tüm bunlar «Rusya’nın kendi boru hatlarını bombaladıysa neden onları onarmak gibi pahalı bir işe giriştiği sorusunu gündeme getiriyor»muş…
Sadece bu kadar değil, haberciler, «İsveç hükümetinin soruşturmanın ayrıntılarını Batılı müttefiklerinden gizli tutma kararı bile, soruşturmacıların olayı çözmüş olabileceği ve stratejik olarak sessiz kaldıkları yönünde fısıltılı spekülasyonlara yol açtı.» diyorlar.

Hadi çıkın işin içinden çıkabilirseniz. Sahi İsveç Batılı müttefiklerinden neyi, neden gizliyor? Muhtemel ki, herhangi bir kanıt koymadan Rusya’ya saldıran İsveç istihbarat şefi bir kanıta ulaşmış olsa bunu coşkuyla, en gür sesle açıklar. Açıklamıyor ve bu durum «fısıltılı spekülasyonlara» yol açıyormuş. Spekülasyonlar dedikleri, bu saldırıdan en fazla kazançlı çıkanlara işaret edilmesi. Hatta belki de fısıltıların kaynağında aynı haberde yer alan şu ayrıntı var, okuyalım:

«Geçtiğimiz yıl Ukraynalı enerji düzenleyicileri, yeni boru hattının faaliyete geçmesini engellemeye yönelik koordineli bir çabanın parçası olarak Polonya’ya 13 sayfalık bir mektup gönderdi. The New York Times tarafından ele geçirilen mektupta Kuzey Akım II’nin Ukrayna’nın ulusal güvenliğini olumsuz etkileyeceği» belirtiliyordu. Mektupta ayrıca, «Rus şirketleri Ukrayna boruları üzerinden gaz göndermek için hala para ödediğinden, Ukrayna için ekonomik sonuçlar konusunda da uyarıda bulunuldu.»

Yani henüz savaştan önce Ukrayna ve Polonya yetkilileri Kuzey Akım 2 projesinin hayata geçmesini engellemek amacıyla ortak faaliyet yürütmeye başlamış. Haberciler bu konudaki yazışmalara da ulaşmışlar. Ortada herhangi bir kanıt yok. İsveç araştırma sonuçlarını Batılı müttefiklerinden gizliyor. ABD projenin açıklanmasından itibaren tehditler savurmaya başlamış. Projeye katılan şirketlere yaptırım uygulamış. ABD başkanı ağzından projeninn engelleneceği defalarca dillendirilmiş. ABD’nin bölgedeki en sıkı müttefikleri Polonya ve Ukrayna projeyi engellemek için ortak çalışma başlatmış. Saldırı haberinin basına düşmesinden sonra üst düzey Polonya ve Ukrayna yetkilileri memnuniyetlerini belirten mesajlar yayınlamış. ABD Dışişleri Bakanı bu saldırının Avrupa’nın Rusya’dan enerji ticaretini sonlandırması bakımından taşıdığı önemi vurgulamış ve memnuniyetini belirtmiş.

Tüm bunlar ortada ama saldırı «bir savaş zamanı gizemi» olmayı sürdürüyor. Neden? Çünkü Amerikan Savaş Partisi böyle olmasını istiyor. Enformasyon savaşı aparatına dönüşmüş medya organlarıyla «gizem»ler yaratıyor. Ukrayna savaşı büyük ölçüde bir melez savaş olarak şekillenen yeni dünya savaşı konjonktürüne dair önemli açıklıklar sunuyor. Fırlatılan uzun menzilli füzeler ve bilgisayar tuşlarıyla yaratılan «gizem»ler bu savaşın önemli silahları olarak cephede yerini alıyor

Paylaşın