Umut Yazıları

Firavun’un sırtındaki küfe – Ethem Güney

Türkiye’de emekçiler, emperyalist merkezin programı dahilindeki bir “kontrollü” uçurumdan aşağı düşüşü deneyimliyor. Ülke tarihindeki en keskin, en sert bölüşüm şoku yaşanıyor. Yoksullaştırma, şok saldırısı ile toplumun yeniden tasarlanması işinin koç başı görevini yerine getiriyor. Kent merkezlerinin yeniden dönüştürülmesi, emekçi mahallelerinin “kentsel dönüşüm” sistematiği ile tarihe karıştırılması, bu mahallelerin bir devlet stratejisi dahilinde yozlaştırılması, küresel dijitalleşmeye uyum stratejisinin yürürlüğe girmesi, yeşil dönüşüm endeksinin yörüngesine girilmesi… Türkiye karakolu, emperyalistlerin programatikleştirdiği yaklaşan savaş için hazır ediliyor.

Türkiye’deki emperyalizmin savaş hükümeti, içeride işçi sınıfına dışarıda ise Kürt halkına yönelik yürüttüğü savaşı finanse etmek için tüm şartlarını zorluyor. Bunun için uluslararası karteller ve onların baronlarını burada konuşlandırıyor. Uyuşturucu ve yoksulluk bu amaç doğrultusunda emekçileri kırıp geçiriyor. İçeride ve dışarıda; emperyalist genelkurmayın gelecek tahayyülüne uyumlu bir TC inşa ediliyor. Bunun için direnç noktalarının imhasına yönelik hamleler yapılıyor, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da halkın öncülüğünü üstlenebilecek devrimci hücreler giderek yoğunlaşacak saldırıların hedefi oluyor. DBP ülke genelinde operasyona uğruyor, Avrupa’da aynı gün içinde Ahmet Kaya Kültür Merkezi’ne silahlı bir saldırı gerçekleştiriliyor. Grev yasakları devam ediyor. Cepheye kimyasal ölüm silahları sürülüyor. Bütün bu verilerden TC savaş hükümetinin, iç savaşını ilerleyen günlerde yoğunlaştırmayı hedeflediğini söyleyebiliriz.

Yoksullaştırma ve yoksunlaştırma, bu iç savaşın temel dinamiğini, sıfırıncı noktasını oluşturuyor.

Emekçiler, yoksullar enflasyon altında eziliyor. Eskişehir’de 6 yaşındaki bir çocuk açlıktan ölüyor. (https://www.dokuz8haber.net/eskisehirde-6-yasindaki-cocuk-acliktan-oldu)  Emekçi mahallelerindeki okullarda öğrenciler açlıktan bayılıyor. Şok saldırısı, savunmasızlaştırılmış işçi sınıfını paralize ediyor. Bir yandan orta sınıflar da TC tarihinde hiç olmadığı kadar güvencesizleşiyor. Verili düzen içinde suni bir refaha sahip olagelmiş orta sınıfların yaşam alışkanlıkları her geçen gün erozyona uğruyor. Öfke batan bir gemide suyun yavaş yavaş üst kompartımanlara yükselmesi gibi, orta sınıflara da ulaşıyor.

Firavun, Londra ve Katar bankalarına endekslenmiş TC patron ve bezirganlarını da yanına alıp asgari ücreti bizzat açıklıyor. 8 bin 506 TL. Bunu yaparken stepnesi Türk-İş dahi rahatsızlığını yarım ağız belli ediyor. Maksat verili rolü sürdürmek. Savaş hükümetinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Bilgin, sendika ağalarının asgari ücretin 8 bini aşacak bir rakam olmamasını “rica” ettiklerini itiraf ediyor. (https://t24.com.tr/haber/bakan-bilgin-den-asgari-ucret-itirafi-isci-sendikalari-8-bin-liranin-cok-uzerine-cikmayin-dedi,1080896)  Savaş hükümetinin kurmayları ve işbirlikçileri birbirlerinin kuyruklarını çekiştiriyorlar.

Türkiye, emperyalizmin en ileri karakolu olarak içerde de cehennemi bir emek sömürüsü örüyor. Haftanın 6 günü, yemek-yol ücretleri dahi olmadan onlarca saat çalışmak ülkenin “normali” haline getiriliyor. Haftalık çalışma saatleri 72 saati buluyor. (https://www.gercekgundem.com/guncel/turkiye-uzun-calismada-lider-ulke-yasimizi-unutmusuz-haftada-kac-saat-calisiyorum-artik-hesaplamiyorum-404853)   Asgari ücret düşünülerek hesaplandığında bir günlük ücretin yarısı ile ancak peynir alınabiliyor! Tekstil atölyeleri göçmen işçilerin kanı ve teri ile sulanırken, inşaat sektörü hız kesmiyor. Türkiye sermayesi işçi kırımında vites arttırıyor, 8 bin 506 TL ile işçiler her yıl 6 adet Soma Katliamı ölçeğinde kırılıyor.(https://www.dw.com/tr/t%C3%BCrkiyede-i%C5%9F%C3%A7i-%C3%B6l%C3%BCmleri-neden-%C3%B6nlenemiyor-i-her-y%C4%B1l-6-soma-katliam%C4%B1/video-61149844)  Donbass-Basra hattında yükselen ateş iyice harlanmadan önce Türkiye’nin en ileri karakol sıfatıyla dönüşümü elzem. Bu dönüşüm programında asgari ücret belirleniyor.

Belirlenecek asgari ücret yerli tekeller ve sermaye temsilcilerinin gözetiminde tartışıldı. Sermayenin Firavun’un huzuruna çıkan temsilcileri, ona sık sık görevini hatırlattı. Firavun da, bu Türk-İş’i dahi “memnun” etmemiş asgari ücret için “konuşmak kolay, bizim sırtımızda küfe var!” dedi.(https://www.gazeteduvar.com.tr/vedat-bilgin-belli-degil-dedikten-dakikalar-sonra-erdogandan-asgari-ucret-icin-tarih-geldi-haber-1594833)

Firavun’un küfesinde ne var? Dünya’da emperyalist savaş konjonktürü oluşurken, emperyalist kapitalizmin programına uyum onun iktidarını korumak için yerine getirmesi gereken bir yükümlülük. Onun başka bir sorumluluğu da derin mülksüzleştirme ve yağma ile giderek varı yoğu gasp edilen halk yığınlarından elde edilen ganimeti; kendi parazit tefeci-bezirgan takımına taksim etmek. Uluslararası emperyalizm ile TC arasında parazit varlığını devam ettiren yerel sermaye, asgari ücretin ilk elden belirleyicilerinden.

Onun küfesinde işçi sınıfına sefalet, halklara ölüm var. Firavun, sırtındaki bu küfeyi emperyalist savaş kurmaylığının tahayyülüne taşımak zorunda. Karşısında dik bir yokuş var. Burjuva muhalefet bloğu küfeyi ondan devralmak, içte ve dışta kökleri iyice çürümeye başlayan TC devletini restore etmek için baskıya devam ediyor. Burjuva muhalefet bloğu, emperyalist savaş kurmaylığının merkezlerini arşınlayıp işçi sınıfını sefilleştirmek, halkları ve devrimcileri imha etmek için icazet istiyorlar. Onların en büyük şiarı da bu işi kendilerinin daha iyi kotaracağı.

Bugün mülksüzleşen, insan-dışılaştırılan, çocukları açlıktan ölen emekçilerin öfkesi tarihsel bir yara izini taşıyor. Onun taşıdığı yara izi Giza Piramidi’nin inşaatında çalışan kölelerin sırtındaki kırbaç izleri. Türkiye köle yığınların, bastırılmış halkların çalışma kampına hızla çevriliyor. Bu sürecin kendisi tarihsel benzerlerinin hafızasını miras alıyor.

Onlara kalan miras zulüm, bizlere ise kölelerin öfkesi kalıyor. Tarihte henüz gün yüzüne çıkmamış, belki de hiç çıkmayacak köle isyanlarının, başkaldırışların, çatık kaşların hafızası bugün bizimle mücadelesine devam ediyor. Firavun, sırtındaki küfeye ölüm yüklüyor.

Yeni isyanları örmek, yeni destanları yazmak da bizim görevimiz olarak önümüzde duruyor. Tarihin yazdığı bu kader geri çevrilebilir bir olgu değil. Hikayenin diyalektiğinin sağlanması için onlar kadar biz de durmamız gereken yerde durmalıyız.

Firavun, kutsal kitaplara göre bir dizi ceza ile cezalandırılmıştı. Bugün göklerden gelecek ilahi felaketler yok. Bugün Firavun ve kurmaylarının en büyük korkusu bu öfkenin örgütlenmesi. Bugün Firavun’un yüzleşeceği tek felaket örgütlü ve birleşik mücadele hattının savaş çizgisi. Bu felaket, semavi dinlerin kutsal kitaplarındaki anlatılardan çok daha korkunç olacak.

Paylaşın