Cenk Ağcabay, Umut Yazıları

Gelen yeni İntifada’nın ayak sesleridir – Cenk Ağcabay

Ana akım Batı ve İsrail basınında bu hafta kurulacak yeni İsrail hükümetinin bileşeni siyasi yapılar hakkında yazılanlar yakın geleceğe dair önemli veriler sunuyor. New York Times gazetesi editoryasına göre, “yakında iktidara gelecek olan Benjamin Netanyahu liderliğindeki aşırı sağcı hükümet, İsrail’in 75 yıllık tarihindeki diğer tüm hükümetlerden niteliksel ve endişe verici bir kopuşa işaret ediyor” (The Ideal of Democracy in a Jewish State Is in Jeopardy, 17 Dec)

NYT’nin İsrail seyahatinden yeni dönen yazarı Thomas Friedman’a göre, yeni kurulacak hükümet “ülke tarihindeki en aşırı milliyetçi, aşırı dinci iktidar» olacak. Friedman İsrail’in geleceği için çok endişeli olduğunu yazıyor çünkü ona göre, «Yeni koalisyon hükümetinin beş parti liderinden dördü – Netanyahu, Aryeh Deri, Bezalel Smotrich ve Itamar Ben-Gvir – ya yolsuzluk ya da ırkçılığa teşvik suçlarından tutuklandı, suçlandı, hüküm giydi ya da hapis yattı.” (What in the World Is Happening in Israel? 15 December)
Friedman’a göre, yeni kurulacak hükümetin politikalarının en olası sonucu “İsrail’i artık bölge ve Amerikalı müttefiki için bir istikrar unsuru olmaktan çıkaracak, bunun yerine bir istikrarsızlık kazanı ve ABD hükümeti için bir endişe kaynağı haline getirecek tam bir karmaşa»dır. Editorya da İsrail’in geleceğinden endişelidir, editoryaya göre yeni hükümet «İsrail’in geleceği, yönü, güvenliği ve hatta bir Yahudi vatanı fikri için önemli bir tehdit oluşturuyor.»

Jerusalem Post gazetesi yazarı Yaakov Katz yazısında benzer endişeleri dile getirmiş ve özel olarak İsrail Parlamentosunda sözü edilen ırkçı ve dinci bakan adayları için gerçekleştirilen bir yasal düzenlemeyi ele almıştı. İşledikleri suçlar ve mahkumiyet kararları nedeniyle bakan olmaları mümkün olmayan bu şahıslar için özel kişisel yasalar çıkarılmış ve bakan olmalarının önü açılmıştı. Katz bu yasal düzenlemelerin ülke için “tarihi” olduğunu yazmıştı. Katz yazısında “İsrail’in bir din devletine” dönüşme tehlikesine dikkat çekiyordu. (Is the Netanyahu gov’t leading Israel toward a religious war?)

İsrailli yazar Gideon Levy Middle East Eye’da aynı konuyu ele almıştı. Onun yeni kurulacak hükümetin Filistin halkına yönelik muamelesi hakkında bazı öngörüleri vardı. Levy’nin, bunları şöyle ifade etmişti: “Yeni hükümetin ve özellikle bazı bakanlarının, hayatın her alanında eşitsizliği, baskıyı, mahrumiyeti, ayrımcılığı ve Yahudi üstünlüğünü daha da arttıracak geri dönüşü olmayan adımlar atabileceği doğrudur. Tüm bunların bedelini ilk ödeyecek olanların işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinliler ve İsrail’in Filistinli vatandaşları olacağı da bir gerçek.”. Levy bu öngörülerinin ardından diğer yazılanlardan farklı ve önemli bir noktaya dikkat çekmişti: “Hayatları kesinlikle değişebilir, ancak durumlarının zaten onlarca yıldır tahammül edilemez olduğunu unutmayalım.” (Israel’s Far-right Government Removes the Mask that Enabled Western Complacency, 16 Dec)

Levy’nin vurguladığı gibi, konuyla ilgili pek çok haber ve yorumda “onlarca yıldır tahammül edilemez durum” bilinçli bir biçimde yok sayılmıştı. Sanırsınız Filistin halkı için güllük gülistanlık olan durum bu gelişmeyle birlikte aniden kritik bir noktaya gelmişti. İsrail hakkındaki endişelerini uzun uzun anlatan Friedman’a göre “merkez sağdan önemli sayıda İsrailli Yahudi’nin aşırı milliyetçi aşırı sağa kaymasına neden” olan şey “şiddet”ti, yani onlarca yıldır ağır bir zulüm altında yaşayan Filistin halkının çok eşitsiz koşullarda zulüm ve baskıya karşı kendini savunma çabasıydı. Friedman laf arasında bazı temel gerçekleri ağzından kaçırmıştı, ona göre “Hükümet uzun yıllar boyunca İsrail’in Arap bölgelerinde planlama ve imar konularında ilerleme kaydedemediği için düzinelerce yeni Yahudi yerleşimine karşılık tek bir yeni Arap yerleşimi inşa edilmedi.” Tam olarak böyledir ve onun “şiddet” dediği unsurlardan birisi Siyonist yerleşimcilerin tasallutu altındaki Filistinlilerin topraklarını terk etmeme amacıyla geliştirdikleri direniştir.
Itamar Ben-Gvir onlarca yıldır Filistin halkına saldıran, onların evlerine topraklarına İsrail devlet desteğiyle el koyan yerleşimci Siyonistlerin lideridir. Birkaç gün içinde Ulusal Güvenlik Bakanı olacaktır ancak onun suç sicili onlarca yıllık geçmişe sahiptir ve tüm bu suçları “normal” İsrail hükümetlerinin iktidarda olduğu yıllarda işlemiş ve zirveye tırmanmıştır. Siyonist proje İsrail’in esas gerçekliğini oluşturur, hükümet değişiklikleri bu bağlamda herhangi bir temel konuda asla değişime yol açmaz. Bu nedenle, Gideon Levy’e göre, hükümet değişikliği “gerçek, İsrail’in temelden değişmesinden ziyade, maskelerini ve kılıklarını çıkarmasıyla ilgilidir.” Tam olarak böyledir ve hatta Levy, yeni hükümetin kurulmasıyla “İsrail hakkındaki gerçekler gün ışığına çıkacaktır.” demektedir. O tüm iyi niyetiyle temennisini dile getirmektedir.
“İsrail hakkındaki gerçekler” kimin için “gün ışığına çıkacaktır”. Dünya Halkları açısından gerçekler gün gibi açıktır. Halkların kalbinin Filistin halkıyla birlikte attığını gösteren en güzel sahneler son Dünya Kupası’nda gözler önüne serildi. Doha’da çeşitli söyleşi talepleri reddedilen İsrailli gazeteciler yaşadıkları hayal kırıklıklarını dile getirdiler. Hayal kırıklıklarını dile getirirken bir çarpıtma yaparak, Arapların İsraillilerden nefret ettiğini söylediler. Oysa dünya kupasında sadece Arap halkından insanlar değil, Asya’dan, Latin Amerika’dan, Avrupa’dan sıradan insanlar da İsrail basınını boykot etmişti. Konunun ayrıntıları için Ramzy Baroud’un https://umutgazetesi42.org/arsivler/89033 yazısına bakılabilir. Filistin sadece Arap halkının değil tüm ezilen ve sömürülenlerin sembol davalarındandır, bu gerçeği hiçbir demagoji değiştiremez.
Emperyalist Batı’nın sözcülerinin İsrail hakkındaki kaygılarının gerçek nedeni yeni hükümet değildir. Asıl neden Filistin’de son birkaç yılda yükselen direnme iradesidir. 2021 Mayıs’ında Kudüs’te yerleşimci Siyonistlerin provokasyonları sonrasında yaşananlar tüm Filistin halkını birleştirdi. Güçlü bir direniş örüldü. O günlerde ABD basınına konuşan Siyonist yerleşimcilerin liderlerinden Aryeh King aynı zamanda Kudüs Belediye Başkan Yardımcısıydı. Konuşmasında, Filistinlilerin evlerinin yıkılması ve İsrailli yerleşimcilerin alanlarının genişletilmesinin “Yahudilerin Doğu Kudüs’te geniş bir alana yayılmasını öngören daha büyük bir stratejinin parçası” olduğunu söylemişti. “Burası bir Yahudi ülkesidir” demiş ve “stratejik alanlarda, doğru yerde ve yüksek sayılarda olmazsak Kudüs’ün bir Yahudi başkenti olmasını güvence altına alamayız” sözleriyle gerçek hedeflerini dile getirmişti.
Tüm bunlar “normal” İsrail hükümetleri döneminde yaşanmıştı. Meselenin özü İsrail kurucu devlet başkanı Davis Ben Gurion’un yıllar önce kullandığı bir ifadede gizliydi. 1948’de Filistin halkının kendi topraklarından katliamlarla sökülüp atılması ve onların topraklarına yeni yerleşimcilerin yerleşmesi sürecinde kabine arkadaşlarıyla tartışan Ben Gurion, bazı arkadaşlarının tereddütlü olduğunu görmüş ve “Filistinliler evlerine bir daha asla dönemeyecek. Yaşlılar ölecek, yeniler eskiyi hatırlayamayacak” demişti. Siyonist projenin en özlü ifadelerinden biriydi bu sözler. Yaşlılar öldü ancak yeniler eskiyi hiç unutmadı hep hatırladı. İsrail’in geleceğinden duyulan kaygıların altında esasen bu yalın gerçek yatıyor.
İsrail’in geleceği hakkındaki kaygıları daha iyi anlamak için Friedman’a başvurmak yararlı olacaktır. Friedman seyahatinde Filistin’de bir Kamuoyu Yoklama şirketi sahibi Halil Şikaki ile görüşmüş. Şikaki ona şunları söylemiş: “Filistin toplumunda son beş yılda 15-25 yaş arası gençlerde büyük bir değişim oldu – daha önce hiç görmediğimiz şekilde bir radikalleşme. Ebeveynlerinden ve büyükanne ve büyükbabalarından tamamen farklılar. Artık Filistin Yönetimi’ne güvenmiyorlar, onları işbirlikçi olarak görüyorlar ve İsraillilerin anladığı tek şeyin güç dili olduğuna inanıyorlar.”
Şikaki’nin söyledikleri gerçekliğin önemli bir kısmını gözler önüne seriyor. Filistin’de radikalleşme eğilimi son yıllarda kendini güçlü bir biçimde ortaya koydu. Bu eğilimin “ebeveynlerinden, büyükanne ve büyük babalarından tamamen farklı olması” ise tam olarak bir işbirlikçinin demagojisidir. Filistin halkı Birinci ve İkinci İntifada süreçlerinde Siyonizm ve emperyalizme karşı direnişin içinde boylu boyunca yer almıştır. Şikaki türü işbirlikçiler bu gerçeği gizlemeye, kendi teslimiyetlerini aklamaya çalışıyor. Gizlemeye çalışıyor çünkü kendisi de radikalleşen gençliğin “işbirlikçi olarak gördüğü” unsurlardandır. Gençlik içinde gelişen direniş eğiliminde kendi ölümünü görmektedir. Bu nedenle, Friedman’la birlikte direnişin nasıl kırılacağı üzerine konuşmaktadır.
Filistin’in direnişte kararlı örgütlerinin gençlik kesimleri yeni silahlı direniş birlikleri oluşturuyor. Aslanların Yatağı bunlardan en öne çıkanı. Eylemleriyle Siyonistlere önemli darbeler vuruyor. Jerusalem Post gazetesi, Aslanların Yatağı’nın eylemlerinden Filistin Yönetimi’nin de son derece rahatsız olduğunu, bu gruba karşı İsrail güvenlik güçleriyle ortak hareket ettiğini yazdı. İşbirlikçilerin gelişen direniş eğilimine karşı Siyonistlerle ortak hareket etmesi yeni değildir, Filistin’in işgal ve direniş tarihinin köklü bir geleneğidir. Bugünkü endişelerin temelinde, işbirlikçilerin teşhir ve tecridinin büyümesi gelişmesi vardır.
Yeni İsrail hükümetinin bileşenlerinin yaptıkları kuşkusuz yapacaklarının teminatıdır. Filistin direnişi baskı ve zorla yok edilemeyeceğini tekrar tekrar kanıtladı. Yeni hükümetle artacak baskı ve şiddet sadece direniş eğiliminin daha fazla yayılması ve büyümesi sonucunu doğuracaktır. Yeni bir İntifada’nın ayak sesleri geliyor ve yeni hükümet adımları hızlandıracaktır. Filistin’de İntifada kazanacaktır.

Paylaşın