Umut Yazıları

“Türk Milleti” susuyor! Asker, Kürt dağlarında ateşe veriliyor – Hulusi Türkmen

Yazının içeriğini okumadan başlığını görecek bir grup “vatan, millet sevdalısı” hezeyanla muhtemelen, Kürt düşmanlığını körükleyici yorumlar yapacaktır. Kürdün inkarı resmi ideolojinin esas kolonlarından biri elbette. “Düşmanlaştırma” 100 yılı bulan cumhuriyet tarihinde her yöntemle denendi. Ancak son günlerde ortaya çıkan görüntüler, inkar ve imha siyasetinde devletin hiçbir kutsalı ve sınırı olmadığını bir kez daha gösterdi.

Mesela; faili meçhuller, köy yakmalar, gözaltında işkenceyle kaybetmeler, panzer arkasında naaş sürükleme, bodrumda yakma, çıplak bedenlerin teşhiri, dışkı yedirme vb vb. Kürt halkının kendisine ve öncüsüne reva görülen ancak “envanterde” bulunamayan sayısız işkence yöntemine tanık olduk. Son kimyasal silah kullanıldığına dair görüntülerde bile “resmi inkarın” yanında bunu kendine hak gören ve Türk Milleti adına konuştuğunu ifade eden binlerce yorum yapıldı. Neredeyse hepsinin ortak nakaratı “devlete silah doğrultmuş isyancılara” az bile yapıldığıydı. Çünkü bunlarla mücadelede her türlü kuralsızlık, zulüm “haktı, haklıydı” Türk Milleti’nin bekası için.

Peki “devlete silah doğrultmuşa” her türlü zulüm hakken (!), “devlet için” silah doğrultmuşa hak olan neydi? Cenazesinin ateşe verilmesi mi?

Günlerdir tekrar tekrar yayınlanan görüntüleri görmeyen kaldı mı? Bilmeyenler için Zap tarihsel olarak Güney Kürdistan bölgesinde yer alan dağlık bir bölge. Buraya TSK aylardır indirme yapıyor. Gerilla ile TSK askerleri arasında kıran kırana gözlerden uzak bir savaş sürüyor. Kimileri için TSK “haklı” bir savaş veriyor, birçok aile paralı yada zorunlu askerlikte çocuklarını bu savaşa gönderiyor. Gelen tabutlara sarılarak “vatan sağolsun” diyor. Bir bilinmezlik girdabında “kutsal” TSK’nın verdiği bilgilerle bağlanan “şehit” maaşlarıyla yaşamaya devam ediyor.

Peki bu aileler “şehitlik” adı altında çocuğunun nasıl öldüğünü ya da ölüsüne neler yapıldığını bilseydi, yine de alkışlarmıydı “şanlı TSK’yı”? (Bu arada, “mozaiksiz” görüntülerde herşey daha açık ve anlaşılır.) Görüntüler vurulan bir grup askerin yine TSK üniforması taşıyan başka askerlerce ve helikopter ile cansız bedeninin ateşe verildiğini gösteriyor. Başka bir görüntüde siyah poşetlere konulmuş asker naaşları, yine TSK askerlerince uçurumdan aşağıya atılıyor.

Hepsi yalan! “Teröristlerin” kurgusu! Şanlı TSK’nın “envanterinde” olamaz…

Olmaz mı? O zaman susma! Sor, soralım birlikte onlara.

Mersin Tece Polisevi eyleminde Süleyman Soylu, eylemi yapan bir kişinin kimliğini tespit ettiklerini açıkladığında, HPG bilginin “yalan” olduğunu, eyleme katıldığı iddia edilen gerillayı TV’ye çıkararak ispatladı. Şimdi “Türk Milleti” adına konuşan vekiller, partiler, asker aileleri isteyin o zaman saraydan. Eğer ANF’de çıkan görüntüler “yalan” ise ölen ve naaşlarının ellerinde olduğunu söyleyen, hatta künyelerini yayınlayan HPG’ye karşı, TSK askerlerin “canlı mesajlarını” yayınlasın. İspatlasın ANF’de çıkan görüntülerin “yalan” olduğunu. Eğer TSK üzerinde “oynanan” kara propagandayı boşa düşerecekseniz en iyi yolu gerçeğin araştırılmasının yolunu açmaktır. TSK kendi cansız askerlerinin bedenini ateşe vererek terk etmediyse, görüntüler bağımsız konuda uzmanlarca incelensin. HPG görüntülerin orjinal halini isteyen kurumlara vereceğini açıkladı.

Eğer bir devlet “kimyasal silah” kullanmadıysa, Şebnem Korur Fincancı’ya “hodri meydan” incele derdi. Sonucunda bağımsız incelemenin ardından bulgular kurguysa “devleti aşağılamak” iddiasını yöneltebilirdi. Onda bile haklı olamazdı, çünkü Fincancı bulguların araştırılmasını istemişti. Oysa görünen açık olarak şu; devlet gerçeklerin açığa çıkarılması talebinde dahi kendini “aşağılanmış” hissediyor. Ancak işlediği suçları bilenler, gerçeğin kırıntısının dahi konuşulmasına tahammül edemez. Çünkü çekilen karanlık perdeler, küçük bir sökükte bile boydan boya yırtılmaya başlar.

Kürtler kendi toplumsal belleğini inşa etti. Onu kandıran, yok sayan siyasal ideolojik yanılsamalarla hesaplaştı. Hiçbir halka düşmanlık etmeden kendi kaderini tayin etmek için mücadele ediyor.

Peki Türkler unuttunuz mu? 80’li yıllarda bu ülkede okullarda “Kürt” diye birşey yoktur. Onlar dağda yürüyen Türklerin ayaklarından çıkan “Kart kurt” sesinden geliyor diye öğrettiler bize. Bir halk, “Ben varım ve adım Kürt” dedikçe, vatan tehlikede diye dilini, kimliğini yasakladık. Binlerce genç “terörle mücadele” adı altında “Kürtlüğü” yasaklamak için toprağın altına girdi ya da onlarca Kürd’ün kanına girdi. Aynı devlet yıllar sonra Kürt var, onun dili de var diyerek TV kanalı bile kurdu. O yıllarda çocuklarını asker olarak toprağa verenler çıkıp “ey devlet sen bizi kandırdın, askere aldığın çocuklarımızı yalanın uğruna ölüme gönderdin” diyebilseydi, bugün kendi askerini Kürdistan dağlarında yakan bir TSK söz konusu olmazdı. Bugün hangi gerekçeyle olursa olsun çocuklarını bu savaşa asker gönderen aileler bilmelidir ki, aynı TSK belki de bir kaç yıl içinde çocuklarınızı siyah ceset torbalarıyla uçurumdan attığını, cansız bedenlerini ateşe verdiğini “itiraf” etmek zorunda olacak. Sarayın ve düzenin siyasetine karşı direnen Kürt gençleri ağır bedeller öderken, senin de çocukların bir avuç zenginin saltanatına kurban ediliyor. Üstelik “sağolsun” dediğin vatanda iki metre mezar yeri dahi verilmeyerek atılıyor evlatların uçurumdan.

Paylaşın