En Çok Okunanlar

Nerede kalmıştık? – Umut Editör

Umut editoryası bir süredir sunuş yapmıyor. Bunun öncelikli nedeni yayın çalışmasının gündelik faaliyetin dışına taşmasına pek imkân vermeyen kimi özel gündemlere yönelmek zorunda kalışıydı.

Yayın çalışmamızın gelişmesi açısından bu durumun bir eksiklik olarak belirlenmesi elbette öncelikli olandır. İçinde bulunduğumuz süreç itibariyle sınıf mücadelesindeki karmaşanın gün be gün artacağını öngörmek son derece mümkündür. Dolayısıyla, mücadelenin karşımıza çıkartacağı benzer özgünlüklerin bundan böyle faaliyetimizi sınırlamasına imkân tanımayacak bir çalışma tarzı, bir görev olarak üstlenilmiş olmaktadır.

Bununla birlikte belirtilmelidir ki, bir avantaj olarak Umut gazetesinin ajitasyon-propaganda niteliği, söz konusu eksikliği bu süreç içinde tolere etme imkânını bize gereğince sağlamış oldu; Umut gazetesinin etkilediği siyasal alan açısından gündemin bütün karmaşasına karşın mücadelenin doğrultusu ve tercihleri itibariyle bir perspektif ve pratik dağınıklığı yaşanmadı. Gazetenin, verili sürecin daha başlangıç evrelerinde yaptığı saptamalar, ileri sürdüğü öngörüler pratik-politik gelişmeleri tanımlama, değerlendirme ve tutum belirlemede yeterince analitik, doğru ve ilkeseldi. Sahadaki militan bu bilinç açıklığını değişik düzeylerde eyleme dönüştürdü.

Bilindiği gibi, ülkedeki siyasal süreç, NATO saldırganlığının Ukrayna’da içine düştüğü krize bağlı olarak jeostratejik bağlamda değeri yükselen AKP-MHP faşizminin kendi siyasal bekası temelinde ilerlemektedir.
Burjuvazinin Millet İttifakı üzerinden inşa ettiği muhalif politik tasarım daha en başından itibaren Kürt halk muhalefetini ve Türkiye solunu içine alan bir kapsama ulaşmayı hedeflemişti. Bunun en belirgin nedeni, ülkenin içinde bulunduğu ve emperyalizmin bölge politikalarının da etkisiyle şiddetlenen mali ve siyasal krizin burjuvazinin yeni bir iktidar bloğu ya da hükümet değişikliğiyle aşamayacağının şimdiden belli olmasıdır.

Burjuvazi, böyle bir gelecek belirlemesiyle, Kürt özgürlük hareketini ve Türkiye sosyalizmini burjuva ittifak ilişkileri içinde bugünden kendi sömürü, şiddet ve savaş politikalarının suç ortağı kılmaya niyetlenmektedir. Böylece devrimci demokratik öznelerin öncülüğünü ve bunun üzerinden proletarya ve halkların değişim taleplerini boşa düşürmeyi, onları düzene entegre ederek kendine bir siyasal güvence oluşturmayı planlamaktadır.

Umut Gazetesi siyasal sürecin bu karakterini sürekli yeni tezahürleriyle deşifre etti. Millet İttifakı’yla bir uzlaşma umudu taşıyan HDP’li liberallerin üçüncü yolu düzen ilişkileri içinde revize eden ve içerdiği bağımsız politik hattı hep burjuvaziyle girilecek ilişkilere endeksleyen politik tutumunu karşısına aldı, eleştirdi.

Liberal burjuvazinin düzen politikalarının Kürt halkının ve devrimci öncünün sömürgeci TC’ye karşı mücadelesindeki ihtiyaçlara karşılık gelmediği, HDP’nin liberal yöneticileriyle Kürt devrim öncüsünün söylemleri arasındaki farklar üzerinden gösterildi.

Aynı zamanda, liberal Türk solcularının Kürt liberallerle ilişkilerinin, daha henüz ittifak masası haline gelmeden önce taşıdığı emareler üzerinden, programatik ve politik yetersizlikleri bir kenara, özellikle birleşik devrimci mücadele güçlerini görmezden gelen, görünmez kılan bir çerçevede ilerlediği belirtildi.
Bugün bütün bu gelişmeler artık bir öngörü, bir tahlil olmaktan çıkmış, olayca somut veriler halinde karşımızda durmaktadır.

Şu farkla ki, bizim öncüleyin değerlendirmeler, politik analizler üzerinden müdahale etmeye çalıştığımız gidişe şimdi politik ve pratik devrimci müdahale yapılmış durumdadır.

Önce, birleşik devrim karargâhı, devrim ve demokrasi güçleri içindeki döneme ilişkin bütün taktik tartışmaları stratejik bağlamda kesin ve keskin bir şekilde sonuçlandırdı: Proletarya ve ezilen halkların siyasal kurtuluş yolu tektir ve bu yol “birleşik devrim”dir. Liberal burjuvazinin ve liberal solun devrim ve demokrasi güçleri üzerinde de yer yer etkisi görülen siyasal nüfuzu bu belirlemeyle birlikte imha olmuştur. Artık proletarya ve ezilen halklar açısından ne liberal burjuvazinin ucu Millet İttifakı’na açılan burjuva uzlaşmacı yaklaşımlarının ne de liberal solun parlamentarist oportünizmlerine yataklık edecek masaların bir çözüm iradesi temsil edemeyeceği böylece altı çizilerek belirtilmiş oldu. Elbette bu halkın değişim taleplerine karşı siyasal bir boşluk yaratmak anlamına gelmemektedir. Bu belirleme sol liberallerin ve liberal solun yerine birleşik devrim ve mücadele güçlerinin siyasal alandaki yerlerini alma çağrısıydı aynı zamanda.

AKP-MHP faşizminin kendi hegemonyasını güçlendirmek adına Kürt Özgürlük Hareketi’ne, devrim ve demokrasi güçlerine en pervasız saldırıları yürüttüğü bir süreçte Kürt öncünün devrimci eylemi geldi. Oligarşinin dağda ve kentlerde yarattığı baskının sağladığı boşlukta masalarla, ittifaklarla Kürt Özgürlük Hareketi’ni ve Türkiye sosyalizmini düzen siyasetine bağlamayı neredeyse başardıklarını düşündükleri bir sırada gelen bu eylem burjuva ve küçük burjuva solunun bütün salon oyunlarını bozdu ve yüzlerindeki maskeyi söktü attı. Kürt Özgürlük Hareketi’ni ve dolayısıyla ondan daha çelimsiz Türkiye Devrimci Sosyalist Hareketi’ni sanki tersini söylüyormuş gibi yaparak salonlarda kurulan mekanizmalar üzerinden düzenin siyasi çarklarına bağlama imkânları artık onlar için daha kullanışsız. Kürt devrim öncüsü Kürt halkının mücadelesinin sömürgeci devlet politikalarına teslim edilme niyetlerine karşı çok ciddi uyarılarda bulundu. Artık fabrikalarda işçi direnişleri, sosyal yaşamda kadınlar, siyasal alanda muhalif tutumlar daha kararlı. Liberal solun salon muhalefetine karşı devrimciler, birleşik mücadele güçleri sokaklarda daha atak, daha ısrarlı. Sol liberaller bile açıklamalarında artık üçüncü yolun eksik tarafını doldurma esaslı cümleler kurmayı deniyor.

En zayıf göründüğü anda bile devrimin gücünün hayatın, siyasal sürecin gelişme yönünü temsil edebilmesinden geldiği bu gelişmelerle kanıtlanmış durumdadır.
O halde şimdi kısaca da olsa önümüzdeki siyasal sürecin gelişimi üzerine bazı kestirimlerde bulunmak gereklidir.


Ülkenin siyasal olarak bir seçim atmosferi içinde olduğunu biliyoruz. Türkiye burjuvazisi açısından bir yönetim değişikliği temelinde ele alınabilecek bu moment uluslararası emperyalist burjuvazinin özellikle savaş politikalarında girdiği açmazlar itibariyle bir cephe düzenleme, cephe yapılandırma süreci olarak değerlendiriliyor.

Bilindiği gibi özellikle Avrupa finans kapitali, sermaye birikim süreçlerindeki çelişkiler ve buna bağlı olarak bölge politikalarındaki sürtünmeler itibariyle 2018’den bu yana Millet İttifakı’nı geliştirerek RTE/AKP iktidarının “alternatifsizlik” avantajını ortadan kaldırmaya yöneldi. 2020 Mart’ında patlayan emperyalist kriz ve buna bağlı olarak gelişen salgın ve Ukrayna savaşı Türkiye’nin Rusya, İran, Ortadoğu ve Türki Cumhuriyetler çerçevesinde öne çıkan jeostratejik değeri itibariyle RTE/AKP iktidarının politik kullanım değerini de yükseltti. Bununla birlikte, RTE/AKP, modern sermaye ilişkileri dışında gelişen bir ticaret sermayesinin siyasal temsilini oluşturduğu için uygulanan siyasetin ne modern sermayenin yeniden birikim yollarınca çizilen istikrarlı bir sürece tabiiyeti ne de kendilerinin böyle bir süreci takip edecek politik, ilkesel ve ahlaki bir tutarlılık sahibi olmaları beklenemezdi.

Değil mi ki BOP süreciyle iktidara getirdikleri bu ucube iktidarı “nâkıs noksan kalemi”ndeki devasa büyüklerle ayakta tutan uluslararası burjuvazinin kendisiydi, şimdi onların uyguladıkları malî ambargoya karşı RTE/AKP’nin de Rusya’dan, Suudi’lerden envanter kayıtları edinmesi hiç de şaşırtıcı olmazdı.

Ancak gelin görün ki Ukrayna savaşı Rusya’nın ambargoları nedeniyle Avrupa’nın enerji krizi içine girmesine ve zorda kalınca Amerikan yaptırımlarının dışına çıkmaya çalışmasına yol açınca çökmekte olan Anglo-Siyonist imparatorluk etrafındaki safları sıklaştırmaya yöneldi. Bir taraftan gaz boru hatlarının imhasına varan yollara başvurdu, diğer taraftan Türkiye’nin oradan oraya oynamasının önünü kesmek üzere bütün diplomatik sertlikleri içeren açıklamaların yanı sıra Sedat Peker’le kaset tehditlerini, Fetöcülerle Zarrab hadisesini, Halk Bankası dosyasını vb. ısıtmaya yöneldi.

Herkesçe de bilinen bütün bu gelişmeleri burada yeniden aktarmamızın nedeni emperyalist savaşın gidişinin artık çok yönlü ittifak ilişkilerini taşıyamayacak kertede gergin ve eksi eğilimde olmasının altını çizmek içindir. Bilindiği gibi Hilary Clinton dışişleri bakanlığı görevini Ortadoğu’daki siyasal ilişkilerin çaprazlığından şikayetle bıraktı ve BOP yerine daha net ilişkiler alanı olarak Asya-Pasifik Projesi’ni öne çıkardı. Şimdilerde Amerikan dış işleri Nuland’dan Kagan’a gene Clinton’ın evinden işliyor. 15 Temmuz’un gösterdiği gibi, olasıdır ki, Amerika’nın kaçamadığı bölgeyi belirli ölçülerde sterilize etme eğilimi gene bir şekilde kendini gösterecektir.

Bir diğer taraftan TC’nin devlet aklı, amatör emperyalizm tartışmacılarının üzerinden atladığının aksine sadece emperyalizmin paryası olarak işlemez. TC’nin devletcil ideolojik ve siyasal almaşığında, ikinci savaşta bütün çevresi büyük güçlerin savaş alanıyken savaşa girmemeyi başarmış bir devlet sınıfları etkisi, etkinliği vardır. Geçelim Ecevit’in Kıbrıs çıkartmasını, 1 Mart tezkeresinin reddiyle Amerikan yönetiminin başına açılan sorunlar bugün iktidardaki neoconların hala hafızalarında kayıtlı durumdadır. Ve siyasal analizlerde iktidar bloğu tarikat-Ergenekon ittifakı olarak tarif ediliyor.

Emperyalist savaşın nükleer tehditlere tırmandığı bugünkü ve gelecekteki koşullar Türkiye gibi önemli bir jeostratejik sahanın emperyalist burjuvazi açısından rastgele ihtimallere ısmarlanmasını kaldırmaz. Bu itibarla, eğer savaşın şimdiden kestirilemeyen gelişmeleri olmazsa, önümüzdeki süreçte RTE iktidarındaki bir değişiklik güçlü bir ihtimal olarak görülebilir.

Açıktır ki, bu tartışma kimin maden ocaklarında proletaryayı, kimin kimyasallarla gerillayı katledeceğinin muhasebesi için değildir.

Bu tartışma proletarya ve ezilen halklar açısından siyasal sürecin getireceği fırsat ve imkânlarla ilgilidir; çünkü emperyalist savaş koşullarında gündemdeki iktidar değişikliği yerel ve uluslararası burjuvazi için olduğu kadar proletarya ve ezilen halklar açısından da bir iktidar boşluğu anı demek olacaktır.

Böyle hassas değerdeki bir siyasal momentin ve bunun öncesindeki ve sonrasındaki süreçlerin burjuvazinin kendini ve sistemini restore etmesine katkı sağlayacak tarzda ittifak yatkınlıklarıyla heba edilmemesi, devrimin nesnel olgunluğuna karşılık gelecek bir öznelliğin örgüt ve politik bağlamda büyük bir hız ve enerjiyle geliştirilmesi önümüzdeki siyasal sürecin karakterini oluşturmalıdır.

Paylaşın