Cenk Ağcabay, Umut Yazıları

Tarih Tanıktır: Halkların haklı mücadelesi kimyasal silahlarla engellenemez – Cenk Ağcabay

Eski Türk Dışişleri Bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil 1986 yılında bir söyleşide, kendisinin de yönetici olarak yer aldığı Dersim İsyanını bastırma harekatı hakkında konuşurken şunları ifade etmişti: “Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekat oldu.”

Çağlayangil’in bu sözleriyle, Dersim halkının direncini kırmak için kullanılan araçlardan birinin kimyasal silahlar olduğu ilk elden kabul edilmişti. Geçtiğimiz yıllarda ortaya çıkan başka bir belge yine konuyla ilgiliydi. 1942 yılında dönemin Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak’a yazan Başbakan Refik Saydam, “Bir hekim olarak, yakıcı ve boğucu gazların, düşman askerlerine bile uygulanmasına karşı olduğumu belirtmeliyim. Tunceli’de kullanılan bu gazların bir daha kullanılmaması için yasa teklifi hazırlamaktayız. Ön hazırlıklar raporunda ifade edildiği üzere kendi halkına kullanılan bu gazların toplu sivil ölümlere yol açtığı görülmektedir. Bir hekim olarak da, bir insan olarak da bundan utanç duyduğumu belirtmeliyim. Bir daha tekerrür etmemesi için gerekli yasal çalışmaları başlattığımı belirtmek isterim.” demişti.

Dersim halkına uygulanan zulüm 1942’de başbakan tarafından kabul edilemez bulunmuştu. Başbakan Refik Saydam kimyasal silah kullanımından “utanç duyduğunu” belirtmişti ancak bu satırları yazdığı Fevzi Çakmak, “Dersimli okşamakla kazanılmaz, silahlı kuvvetin müdahâlesi Dersimliye daha çok tesir yapar ve ıslahın esasını teşkil eder, Dersim daha çok bir koloni gibi nazara alınmalı.” diyen birisiydi. Dersim halkına karşı yürütülen savaş politikalarını belirleyen Çakmak’ın da içinde olduğu devletin çekirdek kadrosuydu. Dersim’i bir “koloni gibi nazara” aldıkları için Dersim halkına her türlü zulmü reva görüyorlardı. Kolonileşmeye isyan eden halkın direncinin kırılması temel hedefleriydi. Bu hedefe ulaşmak için her türlü silaha başvurabilirlerdi.

Oysa halk güçleri bitimsiz bir enerjiye sahipti ve katliam, zulüm halkların mücadelesini geriletebilir ancak asla yok edemezdi. Bu gerçek sınıflı toplumlar tarihinde bir “tunç yasası” niteliğine sahipti. Halk güçlerinin mücadele enerjisi düşmanın bitirdik, yok ettik diye bas bas bağırdığı anlarda küllerinden yeniden doğardı. Türkiye’de de böyle oldu. Dersim’de kimyasal silahlarla yok etmeye çalıştıkları toplumsal dinamik kendini yeniden üretti. Cumhuriyet tarihinin en uzun süreli ve güçlü politik ve toplumsal muhalefeti Kürt halkının mücadelesiyle serpildi, boy verdi ve gelişti.

Gerilla, Kürt halkının diriliş mücadelesinin en dinamik ve en sağlam ögesi olarak gelişti. Kimi önemli dönemeç noktalarında Kürt Özgürlük Hareketinin kaderi gerillanın direniş gücüyle belirlendi. Hemen her kritik dönemeç noktasında gerillanın güçlenen iradesiyle elde ettiği kazanımlar mücadelenin bir üst evreye taşınmasında belirleyici oldu. Bu nedenle, gerillanın tasfiyesi düşmanının savaştaki en stratejik hedefi konumuna geldi. Yüksek teknolojiye dayalı askeri saldırıların yanı sıra, kritik anlarda geliştirilen politik açılımların ana hedefi gerillanın tasfiyesiydi. Başarılı olamadılar…

Geçtiğimiz günlerde Avaşin ve Zap’ta gerillaya karşı düzenlenen saldırılarda kimyasal silahların kullanıldığı açıklandı ve kimyasal saldırıya ait bazı görüntüler yayınlandı. Türk Ordusunun KDP ortaklığıyla düzenlediği operasyonlara karşı büyük bir direniş sergileyen gerilla güçlerine kimyasal silahlarla saldırılması, zaman ve koşullar ne kadar değişse de bazı temel yönelişlerin değişmediğinin açık bir göstergesiydi. 

Direnişin kırılamadığı, iradenin bastırılamadığı noktada devreye bu kirli silahlar giriyordu. Bu noktada, Dersim dağlarında mağaralarda kullanılan yöntem bu kez Zap’ta, Avaşin’de bir kez daha devreye sokulmuştu. Kürt halkının son 40 yılda dört parçada büyük bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımların yok edilmesi amacıyla yürütülen büyük saldırılar, kazanımların koruyucusunu hedef almıştı. 40 yılın kazanımları gerillanın direniş iradesi kırılmadan yok edilemezdi. 

Kimyasal silahlarla düzenlenen saldırıların duyulmasının ardından, Kürt halkı ve dostları alanlara çıktı. Protesto eylemleri yayılmaya başladı. AKP-MHP faşizminin katliamcı politikalarının somut bir belirimi olan bu saldırılara karşı muhalefeti büyütmek aynı zamanda faşist rejimin halk muhalefetiyle sokakta geriletilmesi sürecinin hareket noktalarından biri olabilecektir. Bunun bilincinde olan faşist rejim hiç vakit kaybetmedi.  

Bir açıklama yapan Adli tıp uzmanı ve TTB Merkez Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı, iki gerillaya ait görüntüyü incelediğini ve sinir sistemini doğrudan etkileyen kimyasal gazların kullanıldığını söyledi. Bu açıklama sonrasında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında soruşturma başlattı. Soruşturmanın gerekçesi TSK’nin sınır ötesinde kimyasal silah kullandığına dair yayınlanan görüntülere ilişkin yaptığı açıklamalar. Bir bilim insanının kendi mesleki birikimi sonucunda ulaştığı kanaat faşist rejimin adliyesi tarafından suç olarak kabul edildi. Faşist rejimin hemen harekete geçmesi duydukları korkunun da önemli bir göstergesidir. 

Faşist rejimin yarattığı ekonomik ve sosyal koşullara karşı halk kitlelerinde gelişen derin hoşnutsuzluk duydukları büyük korkunun kaynağıdır. Saldırganlıklarının giderek artmasının, tüm demokratik kurum ve birikimi zorla hizaya sokmaya çalışmalarının nedeni halk kitlelerinde gelişen hoşnutsuzluktan duydukları büyük korkudur. Bu noktada geliştirilecek birleşik demokratik muhalefet politik atmosferin hızla değişmesini getirecektir. Düzen muhalefeti temel karakteristikleri gereği, kimyasal saldırı karşısında kör, sağır ve dilsizdir. Başka türlüsü mümkün değildir. Devletin bekası söz konusu olduğunda faşist rejimin arkasına dizilmeleri eşyanın tabiatı gereğidir. 

Üçüncü yolun, yani devrimci-demokratik yolun halkların faşist rejimden kurtuluşu ve yeni bir ülkenin kuruluşunda yegane seçenek olduğu giderek daha fazla belirginleşmekte; üçüncü yolun politik koşullarının giderek daha fazla olgunlaşmakta olduğu görülmektedir. Üçüncü yol bir halklar ittifakının zemini üzerinde yükselecektir. Bu noktada gerilla güçlerine yönelik kimyasal silah saldırısı doğrudan halklar ittifakını hedef almıştır. Bu saldırılara karşı mücadeleyi yükseltmek, üçüncü yolun inşasına güç vermek anlamına gelmektedir. 

Tarih tanıktır; halkların özgürlük mücadelesi tanklarla, tüfeklerle, kimyasal bombalarla engellenemez. Halkların özgürlük mücadelesi haklılığından aldığı güçle en zorlu koşullar altından kendini yeniden üretir. Kürt halkının temel demokratik ve ulusal haklarını kazanma mücadelesiyle ülke emekçilerinin sömürüyü ve yoksulluğu yok etme mücadelesinin ortaklığı, üçüncü yolun sağlam temelini oluşturmaktadır. Gerillaya yönelik kimyasal silah saldırısına verilecek en güçlü yanıt, üçüncü yolun, devrimci-demokratik yolun inşasını hızlandırma ve sağlamlaştırmadır. Faşist rejimin yıkılışı ve yeni bir ülkenin kuruluşu ancak üçüncü yolun eseri olacaktır.   

Paylaşın