Cenk Ağcabay, Umut Yazıları

Kıvılcımlı gerçek bir “Sınıf Mücadelesi Öğretisi” emekçisiydi – Cenk Ağcabay

Lenin Marksizm üzerine bir yazısında, “Marx’ın dehası, herkesten önce buradan dünya tarihinin öğrettiği sonucu çıkarmayı ve onu tutarlılıkla geliştirmeyi bilmiş olmasında yatar. Bu sonuç sınıf mücadelesi öğretisidir.” demişti. Tarihsel süreç içinde gelişmiş sınıf mücadeleleri Marks ve Engels’ten önce Klasik İktisatçılar, İskoç Aydınlanmacıları ve Ütopik Sosyalistler tarafından değişik biçimlerde ele alınmış, sınıf mücadeleleri hakkında çeşitli saptama ve analizler yapılmıştı.

Marks ve Engels’in çığır açan büyük katkısı, tarihsel sürecin sınıf mücadeleleriyle biçimlendiğini tezleştiren Tarihsel Materyalizmin ana çerçevesini oluşturmalarıydı. Kendilerinden önce gündeme getirilen sınıf mücadelelerinin tarihsel koşullarını ve dayandığı sosyo-ekonomik temelleri açıklamak Tarihsel Materyalizmin ana yönelişi olmuştu. Sınıf mücadelelerinin dayandığı temelleri açıklamak için geliştirdikleri Üretim Tarzı, Üretim İlişkileri, Üretici Güçler, Toplumsal Sınıflar ve Sınıf Mücadeleleri gibi anahtar kavramlarla Tarihsel Materyalist öğretinin köşe taşlarını yerleştirdiler.

Tarihsel Materyalist öğretinin köşe taşları yerleştirilmişti ve yapılması gereken, geliştirilen kavramsal araçlarla tarihin önemli dönemeç noktalarını oluşturarak tarihin lokomotifleri işlevi gören devrimlerin aydınlatılmasıydı. Bu konuda yapılacak çok iş vardı. Marks ve Engels kolları sıvadılar ve neredeyse yaşamlarının tümünü öğretiyi geliştirmeye, devrimci proleter hareketin gereksinim duyduğu ideolojik ve siyasal perspektifleri oluşturmaya adadılar. Devrimci proleter hareket onların geliştirdiği öğretiyi rehber olarak kabul etti ancak öğretinin bir devrim silahı olarak kullanılması söz konusu olduğunda işler her zaman yolunda gitmiyordu.

Engels öğretinin yanlış kullanımlarıyla yüz yüze geldiğinde, 1890’da “Genelde ‘materyalist’ sözcüğü, Almanya’daki birçok genç yazar tarafından, derinlemesine inceleme yapmaksızın herhangi bir şeyin ve her şeyin üstüne yapıştırılan bir etiket gibi kullanılıyor; söyledikleri her şeye bu etiketi yapıştırmanın yeterli olduğunu sanıyorlar. Oysa bizim tarih anlayışımız, her şeyden önce bir araştırma rehberidir; hegelcilerin tarzında yorum üretmeye (construction) yarayan bir kaldıraç değildir. Bütün tarih yeni baştan incelenmelidir, farklı toplumsal oluşumların varoluş koşullarından, bunlara tekabül eden siyasal, hukuksal, estetik, felsefi, dinsel vb. görüşler çıkarsanmaya çalışılmadan önce, bu koşullar ayrıntılı olarak incelenmelidir. Şimdiye dek bu çerçevede çok az şey yapıldı, çünkü pek az insan bu konuya ciddi olarak eğildi. Bu alanda büyük yardıma gerek var.” biçiminde yazdı.

Tarihsel Materyalist öğreti esas olarak bir araştırma rehberiydi ve yapılacak çok iş vardı. Engels’in kaleminden çıkan bu önemli sözleri çok ciddiye alan isimlerden biri, Türkiye’de komünist hareketin yetiştirdiği önder kadrolardan Dr. Hikmet Kıvılcımlı idi. Bir Askeri Tıbbiye öğrencisi olarak katıldığı komünist harekete bütün hayatını vakfeden Kıvılcımlı, “Düşünce ve Davranış Birbirinden Ayrılmaz” ilkesi doğrultusunda Türkiye proletaryası ve ezilenlerine devrimci silahlar üretmek için yorulmaksızın çalıştı. Kıvılcımlı, Kendi ülke ve bölgesinin tarihsel ve sosyal koşullarının geniş kapsamlı analizinden, Marksist teorinin temel meselelerine uzanan geniş bir alan içinde hep üretti. Teorik ve siyasal üretkenliğinin temel motivasyon kaynağı boylu boyunca içine daldığı devrimci mücadeleydi.

Türkiye Finans-Kapitali ve onun sınıf tahakküm aygıtı devlet, komünist hareketin bu kararlı militanının devrimci kavgadaki ciddiyetini gördüğünde onun etkisiz hale getirilmesi için harekete geçti. Ağır işkenceler ve baskılara eklenen 22 yılı aşan tutsaklık Kıvılcımlı’yı etkisiz hale getirmenin araçları olacaktı ancak o Che’nin bir mektubunda yazdığı gibi, “iradesini bir sanatçı titizliğiyle parlatan” devrimcilerdendi. Kıvılcımlı devrimci iradesini çelikleştirerek hapishaneleri kendi deyimiyle “Kızıl Üniversitelere” dönüştürdü. Bu bir irade savaşıydı. Onun pratiğinde, egemen sınıfın iradesiyle proletaryanın iradesi savaşıyordu. Savaşı onun şahsında devrimci proletarya kazandı. İşkencede, hapishanede gerçekleştirilen devrimci direniş, devrimci hareketin ihtiyaç duyduğu teorik ve siyasal eserlerin üretimiyle taçlandı.

Yoldaşı olan Marksist ozan Nazım Hikmet onun işkencede ve hapishanede geliştirdiği devrimci direnişi ölümsüz dizelerinde nakşetti:
“Kitap okuyor mahkum Halil,
Çevirirken dizinde duran kitabın yapraklarını
Çok rahat bir ustalıkla kullanıyor
Bileklerinden demirli parmaklarını.
Kitap ve kelepçelerle
Onüç senedir
Bu beşinci yolculuğudur.
Evinin her basılışında
Aynı rahatlıkla açtı kapıyı
Ve müdüriyette her kalkışında sopanın altından
(yanaklarında parçalanmış gözlüğü
Ve tabanlarında ayıpladığı bir sızı)
Yüreğinde fakat
Hiçbir şey söylememiş
Hiç kimseyi ele vermemiş olmanın rahatlığı,
Aynı rahatlık…”

Elazığ hapishanesinde beraber kaldığı Kürt köylülerin geleneksel giysilerini giydiğinde, Kürt meselesinin tarihsel derinliğinin tarihsel materyalist yöntemle aydınlatılması gerektiğini düşünüyordu. Elazığ hapishanesinde kaleme aldığı Yedek Güç: Milliyet Doğu adlı kitabı ile Kürt meselesinin tarihsel ve sosyal boyutlarının kapsamlı bir analizini gerçekleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Türkiye’de sosyal mücadelenin temel dinamiklerinden birinin devrimci mücadeleye sağlayacağı olanakları tüm açıklığıyla ortaya koydu. Partisine bu dinamiğin sağlayacağı olanakları devrimci mücadelede doğru konumlandırma görevini yüklemişti.

Türkiye’deki sınıf mücadelelerinin sosyo-ekonomik temellerinden, proletaryanın öncü örgütünün devrimci mücadeledeki stratejik ve taktik yönelişlerine sürekli üretti. Tarihsel Materyalist öğreti ancak biriken yeni bilimsel bilgilerin teorinin süzgecinden geçirilmesi ve bunun ışığında yeni perspektiflerin oluşturulmasıyla gelişebilirdi. Kıvılcımlı bunun için çalıştı. Antik tarihten kapitalizme uzanan tarihsel süreci öğretinin kavramsal araçlarını kullanarak yeniden inşa etmek için girdiği yol onu, Tarih Devrim Sosyalizm, Toplum Biçimlerinin Gelişimi, Tarih Yazıları gibi kitaplarında çizdiği çerçeveye çıkardı. Engels’in bir anlamda vasiyeti sayılabilecek sözleri boşa düşürülmemiş, öğretinin yaratıcı bir tarzda geliştirilmesi için çok şey yapılmıştı.
Kıvılcımlı bir “sınıf mücadelesi öğretisi” yani devrim emekçisiydi. Bu dünyada kazanılabilecek en büyük rütbenin iyi bir devrim emekçisi olmakla elde edilebileceğine inanıyordu. Bunu başardı. Kararlılıkla yürüdüğü yoldan bir an olsun şüphe duymadı. Yolu hep dimdik yürüdü.

Kıvılcımlı 11 Ekim 1971’de fiziksel olarak aramızdan ayrıldı. Devrim yürüyüşü sürüyor. Kıvılcımlı’nın devrimci mirası devrim yürüyüşünü kararlılıkla sürdürenlerin pratiğinde cisimleşiyor. Onun devrimci mirası, iyi bir devrim emekçisi olmakta ısrar edenlere ilham vermeye, öğretmeye devam ediyor. Bu nedenle o yaşıyor ve savaşıyor.

Paylaşın