Çeviriler, Gündem, Umut Yazıları

Batı’nın Rusya ve Çin hakkındaki yanlış anlatısı – Jeffret Sachs ( Umut Çeviri)


 
Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma MerkeziDirektörü ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı Başkanı Profesör Jeffrey Sachs’ın Ukrayna savaşı ve Tayvankrizine dair değerlendirmelerini içeren yazısı Pearls and Irritations sitesinde 24 Ağustos’ta yayınlandı. Umut Çeviri tarafından Türkçe’ye çevrildi.

Dünyanın nükleer bir felaketin eşiğinde olmasının en önemli nedeni, Batılı siyasi liderlerin tırmanan küresel çatışmaların nedenleri konusunda dürüst davranmamalarıdır. Batı’nın kendisinin asil, Rusya ve Çin’in ise şeytan olduğu yönündeki amansız söylemi sığ ve olağanüstü tehlikelidir. Bu, kamuoyunu manipüle etmeye yönelik bir girişimdir, gerçek ve acil diplomasiyle ilgili değildir.

Batı’nın temel anlatısı ABD’nin ulusal güvenlik stratejisinin içine yerleştirilmiştir. ABD’nin temel fikri, Çin ve Rusya’nın “Amerikan güvenliğini ve refahını aşındırmaya çalışan” amansız düşmanlar olduğudur. ABD’ye göre bu ülkeler “ekonomilerini daha az özgür ve daha az adil hale getirmeye, ordularını büyütmeye ve toplumlarını baskı altında tutmak ve nüfuzlarını genişletmek için bilgi ve verileri kontrol etmeye kararlıdır.”

İronik olan şu ki, 1980’den bu yana ABD en az 15 denizaşırı savaşta yer alırken (Afganistan, Irak, Libya, Panama, Sırbistan, Suriye ve Yemen bunlardan sadece birkaçı), Çin hiçbir savaşta yer almamış, Rusya ise eski Sovyetler Birliği dışında sadece bir savaşta (Suriye) yer almıştır. ABD’nin eski Sovyetler Birliği dışında 85 ülkede, Çin’in 3 ülkede ve Rusya’nın 1 ülkede (Suriye) askeri üssü bulunmaktadır.

Başkan Joe Biden bu anlatıyı destekleyerek, zamanımızın en büyük zorluğunun “kendi güçlerini ilerletmeye, dünya çapında etkilerini ihraç etmeye ve genişletmeye ve baskıcı politikalarını ve uygulamalarını günümüzün zorluklarını ele almanın daha etkili bir yolu olarak haklı göstermeye çalışan” otokrasilerle rekabet olduğunu ilan etti. ABD’nin güvenlik stratejisi tek bir ABD başkanının değil, büyük ölçüde özerk olan ve bir gizlilik duvarı arkasında faaliyet gösteren ABD güvenlik kurumunun işidir.

Çin ve Rusya’ya karşı duyulan aşırı korku, gerçeklerin manipüle edilmesi yoluyla Batı kamuoyuna satılmaktadır. Bir nesil önce George W. Bush, Jr. Amerika’nın en büyük tehdidinin İslami köktendincilik olduğu fikrini halka satarken, Afganistan, Suriye ve başka yerlerdeki cihatçıları yaratanın, finanse edenin ve Amerika’nın savaşlarına gönderenin Suudi Arabistan ve diğer ülkelerle birlikte CIA olduğundan bahsetmemişti.

Ya da Sovyetler Birliği’nin 1980’de Afganistan’ı işgalini düşünün; bu işgal Batı medyasında kışkırtılmamış bir hainlik eylemi olarak resmedilmişti. Yıllar sonra, Sovyet işgalinin aslında Sovyet işgalini kışkırtmak için tasarlanmış bir CIA operasyonundan sonra gerçekleştiğini öğrendik! Aynı yanlış bilgilendirme Suriye konusunda da yaşandı. Batı basını, Putin’in 2015’ten itibaren Suriye’de Beşar Esad’a askeri yardımda bulunmasına karşı suçlamalarla dolup taşarken, ABD’nin 2011’den itibaren Esad’ın devrilmesini desteklediğinden ve CIA’nın Rusya gelmeden yıllar önce Esad’ı devirmek için büyük bir operasyonu (Timber Sycamore) finanse ettiğinden bahsetmiyor.

Ya da daha yakın zamanda, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi Çin’in uyarılarına rağmen pervasızca Tayvan’a uçtuğunda, hiçbir G7 dışişleri bakanı Pelosi’nin provokasyonunu eleştirmedi, ancak G7 bakanları birlikte Çin’in Pelosi’nin gezisine verdiği “aşırı tepkiyi” sert bir şekilde eleştirdi.

Batı’nın Ukrayna savaşına ilişkin anlatısı, bunun Putin’in Rus imparatorluğunu yeniden yaratma arayışında kışkırtılmamış bir saldırı olduğu yönündedir. Oysa gerçek tarih, Batı’nın Sovyet Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov’a NATO’nun Doğu’ya doğru genişlemeyeceğine dair verdiği sözle başlar ve bunu NATO’nun dört dalga halinde genişlemesi izler: 1999’da üç Orta Avrupa ülkesini bünyesine katmak; 2004’te Karadeniz ve Baltık ülkeleri de dahil olmak üzere 7 ülkeyi daha bünyesine katmak; 2008’de Ukrayna ve Gürcistan’a doğru genişleme taahhüdünde bulunmak; ve 2022’de Çin’i hedef almak üzere dört Asya-Pasifik ülkesini NATO’ya davet etmek.

Batı medyası, ABD’nin 2014 yılında Ukrayna’nın Rusya yanlısı Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in devrilmesindeki rolünden; Minsk II anlaşmasının garantörleri olan Fransa ve Almanya hükümetlerinin Ukrayna’ya taahhütlerini yerine getirmesi için baskı yapmadaki başarısızlığından; savaşa giden yolda Trump ve Biden yönetimleri döneminde Ukrayna’ya gönderilen muazzam ABD silahlarından ve ABD’nin NATO’nun Ukrayna’ya genişlemesi konusunda Putin’le müzakere etmeyi reddetmesinden de bahsetmiyor.

Elbette NATO bunun tamamen savunma amaçlı olduğunu, dolayısıyla Putin’in korkacak bir şeyi olmaması gerektiğini söylüyor. Başka bir deyişle, Putin ne Afganistan ve Suriye’deki CIA operasyonlarını; 1999’da NATO’nun Sırbistan’ı bombalamasını; 2011’de NATO’nun Muammer Kaddafi’yi devirmesini; NATO’nun 15 yıldır Afganistan’ı işgal etmesini; ne Biden’ın Putin’in devrilmesi çağrısında bulunduğu “gafını” (ki bu elbette bir gaf değildi); ne de ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in ABD’nin Ukrayna’daki savaş amacının Rusya’yı zayıflatmak olduğunu söylemesini dikkate almalıdır.
Tüm bunların temelinde ABD’nin, Çin ve Rusya’yı kontrol altına almak ya da yenmek için dünya çapında askeri ittifakları arttırarak dünyanın hegemon gücü olarak kalma çabası yatmaktadır. Bu tehlikeli, hayalci ve modası geçmiş bir fikirdir. ABD dünya nüfusunun yalnızca %4,2’sine ve dünya GSYİH’sinin (uluslararası fiyatlarla ölçüldüğünde) yalnızca %16’sına sahiptir. Aslında, G7’nin toplam GSYİH’si BRICS’inkinden (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) daha azdır ve G7 nüfusu dünyanın sadece %6’sı iken BRICS’in nüfusu %41’dir.
Kendi kendine ilan ettiği fantezisi dünyanın egemen gücü olmak olan tek bir ülke var: ABD. ABD’nin gerçek güvenlik kaynaklarını tanımasının zamanı geldi de geçiyor: hegemonya yanılsaması yerine iç sosyal uyum ve dünyanın geri kalanıyla sorumlu işbirliği. Bu şekilde gözden geçirilmiş bir dış politika ile ABD ve müttefikleri Çin ve Rusya ile savaştan kaçınabilir ve dünyanın sayısız çevre, enerji, gıda ve sosyal krizlerle yüzleşmesini sağlayabilir.

Her şeyin ötesinde, Avrupalı liderler bu aşırı tehlike anında Avrupa güvenliğinin gerçek kaynağının peşinden gitmelidir: ABD hegemonyası değil, tüm Avrupa uluslarının meşru güvenlik çıkarlarına saygı gösteren Avrupa güvenlik düzenlemeleri, ki buna Ukrayna da dahildir, ama NATO’nun Karadeniz’e doğru genişlemesine direnmeye devam eden Rusya da dahildir. Avrupa, NATO’nun genişlememesinin ve Minsk II anlaşmalarının uygulanmasının Ukrayna’daki bu korkunç savaşı önleyebileceği gerçeği üzerinde düşünmelidir. Bu aşamada, Avrupa ve küresel güvenliğe giden gerçek yol askeri tırmanış değil diplomasidir.

Paylaşın