Cenk Ağcabay, Umut Yazıları, YAZARLAR

Gün ortasında sokakta bir cinayet ve “göçmenlerden kurtulma” – Cenk Ağcabay

Başbakan Mario Draghi’nin yönettiği İtalyan hükümeti geçtiğimiz günlerde çöktü ve eylül ayında İtalya’da seçimler var. Kamuoyu yoklamalarına göre, seçimde en fazla oy alması beklenen İtalya’nın Kardeşleri Partisi. Partinin lideri Giorgia Meloni. Batı basınında partinin sembolünün “Mussolini rejiminin mağlup teğmenleri tarafından benimsenen bir sembol” olduğu bilgisi paylaşılıyor. 2018 yılında oyların sadece % 4’ünü alabilen partinin şu anki oy oranının % 23 olduğu tahmin ediliyor. Draghi’nin devrilen hükümetine karşı muhalefetin merkezi olarak sivrilen partinin seçimden en yüksek oyu alacağı ve bir “sağ koalisyon hükümeti” kuracağı belirtiliyor.

Avrupa’nın enflasyonda yükseliş ve gıda, enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle sert sarsıntılar yaşadığı bir dönemde hükümeti düşürülen Mario Draghi, uluslararası Finans-Kapital’in İtalya’daki en sağlam siyasi kadrolarından biri olarak tanınıyordu. Bir akademik iktisatçı olarak başlayan kariyerinde ABD’de Dünya Bankasında üst düzey yöneticilik yaptıktan sonra Roma’ya İtalya Hazine Genel Müdürü olarak dönmüştü. Bu görevinden sonra ABD finans tekeli Goldman Sachs’ta 10 yıl başkan yardımcılığı yapan Draghi, 2008 krizinde Roma’ya tekrar döndü ve İtalya Merkez Bankası başkanı oldu. 2011 yılında İtalya, Yunanistan, Portekiz borç kriziyle sarsılmaya başladığında Draghi’ye Avrupa Merkez Bankası Başkanlığı görevi verildi.
Borç krizi sürecinde Güney Avrupa’da uygulanan kemer sıkma politikalarındaki başarıları nedeniyle Draghi sürekli olarak parlatıldı. Burjuva yayın organlarında “Süper Mario” olarak adlandırıldı. Krizin ağırlığını emekçilerin sırtına yükleme ve emekçi düşmanlığında gerçekten de “süper” idi. Bu nedenle övgüye boğuluyor, “itibarlı” yayın organlarında sayfa sayfa başarıları anlatılıyordu. 2019’da AMB’daki görevinden ayrıldı. 2021 Ocak ayında İtalya’da bir “Ulusal Birlik Hükümeti” kurmak için tekrar göreve çağrıldı. Salgının yüklerinin de emekçilerin sırtına yıkılması gerekiyordu ve Draghi bu iş için biçilmiş kaftandı. İtalya’da kamu işletmelerinin özelleştirilmesindeki önemli rolü sık vurgulanan başarı öykülerindendi.

Amerikan basınında Draghi hükümetinin düşmesinin ardından yayınlanan kapsamlı bir değerlendirmede, İtalya’da “aşırı sağın” yükselişinin nedenleri hakkında şu belirlemeler yapıldı: “Ekonomik büyüme son yirmi yılda durağanlaşırken, göz kamaştırıcı derecede yüksek kamu borcu ülkenin talihini canlandırma çabalarını engelledi. Genç işsizliği sürekli yüksek ve bölgesel eşitsizlik derin bir şekilde yerleşmiş durumda.” Hal böyle ve bu halin oluşmasında Draghi’nin kumanda ettiği ekonomi politikalarının rolü belirleyicidir. Yazıda, İtalya’da uzun zamandır “refahın mümkün görünmediği bir gerileme atmosferinin” varlığından söz ediliyor ve doğal olarak refahı bekleyenler ülkenin emekçileri. İtalyan egemen sınıfı hep kazandı ve kazanmaya devam ediyor.

Siyasetin yeni yıldızı Giorgia Meloni gazetecilikten siyasete atlamış. Konuşmalarında en fazla öne çıkardığı unsurlar “Tanrı, aile, İtalya”nın birliğinin medeniyetin temelini oluşturması. “Medeniyetin çökme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu” sürekli yineliyor ve bazı konuşmalarını, “Medeniyetimize evet! Ve onu yok etmek isteyenlere hayır!”, “Güvenli sınırlara evet! Kitlesel göçe hayır!” sözleriyle bitiriyor. Medeniyet göçmen barbarların tehdidi altında ve doğal olarak “korunması gerekiyor”. Meloni kendini çökme tehlikesiyle karşı karşıya olan medeniyetin koruyucusu olarak konumlandırıyor.
Burjuva Batı medyası Meloni’nin partisinin Avrupa Parlementosu’ndaki grup başkanının İtalya’da “Kara Baron” olarak bilinen neo-faşist militan Roberto Jonghi Lavarini ile yakın işbirliğinin ortaya çıktığını; partinin bir süre önce kara para aklama, yasadışı kampanya finansmanı ve neo-Nazilerle bağlantılar nedeniyle gündeme geldiği bilgisini paylaşıyor. Bu bilgileri paylaştıktan sonra, bunların “partideki militan alt-kültürler” olduğunu belirtiyor ancak Meloni’nin partisini ana akım sağa çekmekte kararlı olduğu konusunda okuyucuya güvence veriyor. Parti hakkında verdiği bu bilgileri “bir takım çirkin bağlantılar” olarak tanımlıyor ve 1970’lerdeki radikal hareketlerle kıyaslandığında partinin sokak şiddetiyle ilişkisinin çok düşük olduğunun altını çiziyor.

Burjuva Batı basınının vurguladığı bir diğer önemli nokta Meloni’nin dış politika açılımlarıdır. Bu açılımlar, “Avrupa Birliği ve NATO’ya bağlılık ve Rusya ve Çin’e keskin muhalefet gibi katı bir Atlantikçi” söylemde ifadesini bulmaktadır. Draghi’nin dış politika yaklaşımları sahiplenilmektedir. Sadece bu kadar değildir, parti aynı zamanda Draghi gibi “vergi indirimleri ve iş dünyası yanlısı söylemlere odaklanmıştır”. Yani Draghi’nin çökmüş ekonomi ve dış politika tercihleri Mussolini ve medeniyet sosuyla soslanıp bu kez Meloni eliyle servis edilecektir.

Meloni bu işi daha önce hükümet ortaklığı yapan faşist Lig Partisi lideri Matteo Salvini ile birlikte gerçekleştirecek. Seçim ittifakı kuran iki partinin sıkı işbirliği hükümet olduklarında devam edecek. Salvini 2018 haziranında faşist şef Benitto Mussolini’nin doğum gününde onun “Çok Fazla Düşman, Çok Fazla Onur” sözünü sosyal medya hesabından paylaşmıştı. Mussolini’nin sözlerini paylaşması tepkilere neden olmuştu ancak o bunu ne ilk kez yapıyordu ne de Mussolini sevgisini gizliyordu.

Meloni ve Salvini’yi birleştiren temel söylem göçmen karşıtlığıydı. Partisini ana akım sağa çekeceği güvencesi verilen Meloni, “göçmenleri ülkelerine geri göndermeli ve onları korumaya çalışan tekneleri batırmalıyız” sözüyle gündeme gelmişti. İtalya’nın temel sorunlarının üstesinden ancak “göçmenlerden kurtulmakla” ve “geleneksel aileyi” korumakla gelinebileceğini sık sık ifade eden Meloni’nin sunduğu “genç kadın” imajının partinin bazı “aşırı sağ” yaklaşımlarının kabul görmesinde etkili olduğu belirtilen bir başka unsur.

İtalyan sağının Mussolini sevdası güçlü. 2018 yılında konuşan Avrupa Parlamentosu Başkanı Antonio Tajani İtalyan sağının önde gelen figürlerinden biriydi. Tajani konuşmasında, “bazı olumsuz şeylerin yanı sıra, Mussolini ülkemizin altyapısını inşa etmiştir, onun için hiçbir şey yapmadı diyemezsiniz, yollar yaptı, köprüler yaptı, spor tesisleri inşa etti, İtalya’nın birçok kesimini geri aldı” şeklindeki sözleri nedeniyle “faşizmi normalleştirme” eleştirileri almıştı. “Faşizmi normalleştirme” yolunda güçlü hamleler yapan iki parti şimdi iktidara hazırlanıyor.

Mussolini, “faşizm” demişti “devletle şirket gücünün birleşmesidir”. Kapitalizmin bunalımının derinleştirdiği bir paylaşım savaşının ardından yükselen işçi hareketine karşı militan mücadeleyle sahne alan İtalyan faşizmi, Avrupa’da ilkti. İtalyan faşizmi emekçilerle bütünleşmiş komünist savaşçıların kararlı ve sıkı mücadelesiyle tarihin çöplüğüne atıldı. İtalyan finans-kapitali öz çocuğu olan faşizmden hiç vazgeçmedi. Bunalımın sertleştiği momentlerde iplerini gevşetti çünkü “devletle şirket gücünün birleşmesi” militan işçi hareketinin ezilmesi için son sığınaktı.

İtalya, Civitanova Marche’de sokakta seyyar satıcılık yapan Nijeryalı Alika Ogorchukwu, kentin en işlek caddelerinden birinde gün ortasında dövülerek öldürüldü. Basında yer alan görüntülere göre, geçirdiği kaza nedeniyle koltuk değneğiyle yürüyen  Ogorchukwu’yu İtalyan ilippo Claudio Giuseppe Ferlazzo önce koltuk değneğiyle darp ederek yere düşürdü, ardından kafasını yere vurdu. Ferlazzo ilk ifadesinde göçmen işçiyi “fazla ısrarcı olduğu ve kız arkadaşını rahatsız ettiği” iddiasıyla öldürdüğünü söyledi.

Macerata Emniyeti ise katliamın ırkçı saiklerle değil sokak satıcısının kendisinden bir şey satın alma ısrarına verilen anormal bir tepki olarak gerçekleştiğini öne sürdü. Cinayet sırasında etrafta bulunan çok sayıda kişi Nijeryalı Alika Ogorchukwu’nun katledilmesini önlemek yerine kameraya çekmeyi tercih etmişti. Faşist şiddet, “anormal bir tepki” olarak sunularak normalleştiriliyordu. Zaten göçmenler medeniyetten nasiplerini almadıkları için medeni insanları hep rahatsız etmezler miydi? Açgözlü oldukları için “fazla ısrarcı” değiller miydi?

Koltuk değneğiyle ayakta durabilen bir insanı gün ortasında kafasını yere vurarak öldürmek İtalya’da “yeni normal” olacak mı? Faşizm “normalleştirildikçe” onun katliamcı yönü daha fazla belirginleşecek ve “yeni normal” haline gelecektir. Zaten yükselen gıda ve enerji fiyatları Putin’in savaşı yüzünden başa bela olmadı mı? İnsanları rahatsız eden göçmenler, Batı değerlerine değil Rus barbarlığına sempati duymuyor mu? Kafaları neden taşa vurulmasın ki? Meloni’nin “göçmenlerden kurtulma” söylemi neden kafalarını taşa vurarak “kurtulma” olarak anlaşılmasın?

İtalya’da faşist bir temel hem devlet aygıtında hem belirli yerelliklerde hiç yok olmadı. Onu inine kadar kovalayan ve ezen devrimci İtalyan emekçilerinin varlığına paralel olarak yaşadı. Derin bir bunalımın pençesindeki Avrupa gerçek bir sol hareketin gelişmesine çok uygun bir zemine sahip ancak tarihsel deneyim gösteriyor ki, solun bu koşullara uygun bir sıçrama gerçekleştirememesi faşizmin serpilip büyümesini mümkün kılabilir. İtalyan emekçileri kendi tarihsel deneyimlerinin derslerinden öğrenerek, kendi direniş tarihlerinden beslenerek faşizmi bir kez daha ezebilir.

İtalyan emekçilerinin bu görevleri başarıyla yerine getirememesi durumunda, göçmen emekçilere yönelik şiddetin büyümesi ve sadece burjuvazinin işine yarayacak bir kör şiddetin giderek daha fazla alan kaplaması mümkündür. Faşist hareket bu sayede alanını hızla genişletecek, emekçi sınıfları yanlış saflaşmalarla bölüp parçalayacaktır. Bu büyük tehlike İtalyan soluna çok önemli bir tarihsel sorumluluk yüklemektedir.

Paylaşın