Emek - Sermaye, Umut Yazıları

Patronlar kimlerdir ve ne isterler? -Muzaffer Akdeniz*

Fabrika işçisi, temizlik işçisi, tezgahtar, inşaat işçisi, garson, mühendis ya da muhasebe çalışanı… İster belediyede ister özel şirkette çalışsın tüm işçilerin üstünde bir patron bulunur. Görünüşte işe alım koşulları üzerinden işçi istihdam eden patronlar ilk başta bu işe alım koşullarını mümkün olduğunca düşük tutmaya çalışırlar. Ancak patronla çalışan arasındaki ilişki her ne kadar bu iş sözleşmesi üzerinden kuruluyor gibi görünse de patronlar aslında ne isterler?

Patronlar, asgari ücrete çalışacak işçi isterler. Asgari ücrete çalışacak birini bulsalar, asgari ücretten daha azını vermek isterler. Devletten asgari ücreti arttırmamasını, arttıracaksa da arttırılan kısmını kendilerine ödemesini, yani bu artışın halkın cebinden ödenmesini isterler. Asgari ücretten fazla maaş verse, sigortayı asgari ücretten göstermek isterler. Hatta sigorta ödememek isterler. Sigorta istemeyen işçi bulsalar hemen ağızları kulaklarına varır. Bunun için kıt kanaat geçinecek işçi ararlar. Göçmenleri üç kuruşa çalıştırırlar. Çalışan zam istese “Ben o kadar kazanmıyorum ki. O kadar para versem batarım,” der, en lüks arabalara biner, en güzel yerlerde yer, en lüks tatilleri yaparlar. Çalışanı 8 saatten fazla çalışsın, molaya çıkmasın, tatil yapmasın isterler. Zam istemesin, hak istemesin, izin istemesin isterler. Bahşişe el koymak isterler. Hatta maaş almadan çalışacak birini bulsalar güle oynaya maaşlı tüm çalışanları işten atarlar. patronlar için en makbul olanı, sesini çıkartmayacak, her söylenene “tamam efendim” diyecek, hak aramayacak, bayramda, resmî tatillerde, mümkünse günde 24 saat çalışacak ama fazla mesainin ücretini istemeyecek çalışanlardır. Patronlar, kendileri için ölecek, ama “ah!” bile demeyecek çalışanlar isterler.

Demek ki patronlar objektif, tarafsız, “elimden gelen bu, bu şartlarda çalışacak birini arıyorum,” diye ilan veren ve işçiye hak ettiğini vermeye çalışan insanlar değillerdir. Onlar, ellerinden geldiği kadarıyla çalışandan almaya, kendi ceplerine katmaya çalışırlar. Bu nedenle de çalışanın fakirliği, patronların zenginliğidir. Patron, “sen çok çalıştın bugün, kalanını ben yaparım, sen dinlen,” demez, diyemez. Çünkü patronların patronluğu, işçilerinin daha çok çalışıp daha az kazanmasından gelir. Vampirin kana susaması gibi fazla çalışmaya susamışlardır ve fazla mesaiyi, gece-gündüz vardiyalı çalışmayı çalışmanın normal seyri haline getirirler. Çalışanın emeğini ne kadar çok sömürürlerse o kadar semirir, o kadar zenginleşirler.

Çalışanlar haklarını aradılar mı onları işten çıkarmakla tehdit ederler. İşçiler isyan bayrağını çekti mi önlerine polisi, jandarmayı dikerler. Haklarını korumak için sendikalı olmak isteseler patron engel olmaya çalışır. Ellerinden gelse çalışana 5 kuruş vermemek isterler, buna çabalarlar. Çünkü patronun zenginliği, işçiden çaldıklarıdır. Patron için kazanç, çalışan için kayıptır. Patron ile çalışan arasındaki bu karşıtlık (yani birinin ancak öbürü kaybederken kazanması) sadece belli bir yerdeki bir patron Veli ile onun çalışanı Ayşe arasındaki ilişki değildir: Bu karşıtlık Veli ile Ayşe’den ibaret de değildir. Tüm patronlar ile tüm işçiler arasındaki ilişki böyledir. Bir tarafta dünyanın dört bir yanında benzer koşullarda çalışan işçiler, emekçiler, diğer tarafta onların emeğini sömürerek zenginleşen patronlar vardır. İşte bu toplam, bir tarafta işçi sınıfını, diğer tarafta da kapitalist sınıfı oluşturur. Aradaki çelişen çıkarlar da sürekli bir sınıf savaşını ifade eder.

Pekiyi bu savaşta patronlar kendi başlarına mıdırlar? Yoksa onların çalışanları ezmelerine yardım eden başkaları da var mıdır? Patronun gücü tek başına çalışanlarına yeter mi? Yine soralım: Patronlar ne ister? Ücretlerini alamayan işçiler iş bırakıp ücretlerini talep etseler kolluk kuvvetleri gelsin, zor kullanarak işçilerin direnişini bastırsın isterler. Ne hikmetse kolluk, patronların bu dileklerini gerçekleştirmek üzere gelir, sözleşmeye uymayan ve ücretleri ödemeyen patronun değil de hakkını arayan işçilerin karşısına dikilir. İşçilerin işten atmalara itiraz yollarını kapayan belli kodlar (özellikle de kadın işçilere çalışma yaşamını ve hayatı zehir eden kodlar), özgürce ve bedel ödemeden işten çıkarma yapabilmek isterler. Bu olanak sahibi oldukları devlet kurumları tarafından onlara altın tepside sunulur. Sendikal çalışma yürütme ve sendika üyesi olma engellense, sendikal hakların engellenmesi suç teşkil etmesine rağmen patron değil de direnen işçiler gözaltına alınır. Hakkını arayan çalışanlar yasal greve çıksa grevleri MGK kararıyla yasaklanır. Yürüyüş, miting düzenlemek isteseler Valilik, Kaymakamlık tüm gösterileri yasaklar. Yani ne zaman ki emeğiyle geçinenler haklarını arasalar karşılarında patronlar ile devleti el ele vermiş şekilde bulurlar.

Çalışanların parça parça ve dağınık mücadelelerine karşı patronlar birlik halinde dururlar. Sermayenin bir aracı olan devleti emekçilere karşı kullanırlar. Emekçiler, ekonomik kriz gibi durumlarda kendilerinin alım gücü düşerken patronların durmadan zenginleştiklerini, kendileri eve ekmek götüremezken kendi dertlerinin kendileri dışında kimsenin umurunda olmadığını gördüklerinde birlikte hareket etmenin elzem olduğunu anlarlar. Bu birliktelik kendini, kitlelerin patronları ve devlet yöneticilerini kendi sorunlarının müsebbibi olarak görmeye başlamalarında, itirazlarında gösterir. Böylesi durumlarda bir sınıfın diğer sınıfa karşı mücadelesi belirginleşir. Ancak bu karşıtlığın ayyuka çıktığı zamanlarda yine ne hikmetse çalışanların birliğini bozacak ve ortaya çıkan tepkileri sönümleyecek bazı durumlar yaratılır. Göçmen karşıtlığı körüklenir ve çalışan sınıfa mensup yerlilerin, yine çalışan sınıfa mensup bir diğer grup olan mültecilere karşı düşmanlık beslemeleri istenir. Böylece patronlara ve siyasilere karşı olan öfkenin üzeri göçmenlere yönelik nefretle örtülür. Alevi-Sünni, Türk-Kürt, dindar-dinsiz gibi karşıtlıklar hep egemenlere karşı tepkinin yükseldiği dönemlerde hak arayanların birliğini önlemek için devreye sokulur. Çünkü kapitalistler, sınıf mücadelesini bölerek yönetmeye ve bölerek ezmeye çalışırlar. Çünkü patronlar, ezmeye, sömürmeye devam etmek isterler; sorun çıkmasın, kendilerine itaat edilsin, tekerlerine çomak sokulmasın isterler. Patronların ne istediğini biliyoruz. Patronların aldığı nefes emek sömürüsü, yaşam amacı daha fazla emek sömürüsü ve böylece daha fazla kar, sermaye birikimidir. İşçilerin, emekçilerin, tüm ezilenlerin kurtuluşu ise patronların ve patronların uşağı burjuva siyasetçilerin sınıfı bölme çabalarına karşı, kendi ortak çıkarları doğrultusunda birlik olmakta, örgütlenmekte, sınıf mücadelesini yükseltmekten geçmektedir.

*Devrimci İşçiler’den Muzaffer Akdeniz tarafından kaleme alınmıştır

Paylaşın