İsmail Güldere, Umut Yazıları

NATO zirvesi ve Rojava işgal saldırısından daha fazlası- İsmail Güldere

NATO’nun Madrid toplantısında alınan kararlar itibariyle Rusya ve Çin’in tehdit unsurları olarak tanımlanması ABD dış siyasetinin NATO nezdinde de tescillenmesi ile sonuçlandı. Zirveye rengini veren diğer bir konu ise Türkiye’nin Kürt sorununa yaklaşımı doğrultusunda NATO’nun İsveç ve Finlandiya ülkelerini de dahil ederek genişleme hamlesine şerh koyarak kendi çıkarlarını dayatma girişimi oldu.

ABD’nin Ukrayna aracılığı ile Rusya kuşatmasını İsveç ve Finlandiya’nın dahiliyeti ile derinleştirme ve AUKUS anlaşması ile Çin’i çevreleme politikasında yaşanan tırmanışın zirvesi olan bu NATO toplantısı “Orta doğu NATO’su” gündemleri ile de Rusya ve Çin’i bölgede de geriletme ve İran’ı teslim alma politikalarına güçlü bir girizgah oldu. ABD başkanı Bıden’in Orta doğu ziyareti öncesi hem NATO zirvesinin gerçekleşmiş olması hem de İsrail-Türkiye ilişkilerindeki yoğunluk ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin Mısır, Ürdün ,Türkiye ziyaretleri Cidde zirvesinden önce bir hazırlık yapıldığını gösteriyor.

NATO 2022 yılının geri kalan aylarını emperyalist savaşı yayma ve yeni savaş sahalarını güçlendirme eksenli atıyor. Madrid zirvesi ile açığa çıkan bu durum tüm dünyada savaş tamtamlarının sesini daha duyulur hale getiriyor. Özellikle Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesi ile sonuçlanan NATO hamlesi artık daha somut savaş planlarının uygulanmaya hazırlandığı bir evreye geçiyor. Bu evre itibariyle Rusya’nın ekonomik-askeri gerilemesi doğrultusunda Çin ve İran gibi güçlerlede karşı karşıya gelme düzeyindeki yoğunlaşma artıyor.

Bu yoğunlaşma sonucunda ilk olarak Ukrayna’ya daha fazla askeri destek sağlamak ilk sırada yer alıyor. Birçok NATO ülkesinin askeri envanterinde bulunan silahların tükendiği yeni silah üretimlerinin başladığı bir savaş ekonomisi hızlaca gelişiyor. Rusya karşısında ordusu ve askeri sistemleri yerle bir olan Ukrayna’ya taşıma suyu ile gönderilen silahlar dayanmıyor. Rusya’nın askeri-özel bir operasyon olarak tanımladığı bu savaş NATO’nun silahlarını imha etmeye devam ediyor. Rusya’nın bu direnci karşısında; AB enerji krizinin, İngiltere siyasi krizin ABD ise bu krizleri nasıl yöneteceğinin derdine girmiş bulunuyor.

İkinci olarak ABD emperyalist yayılma gücünü genişleterek bu dertleri aşmayı planlıyor. Bu noktada da Orta doğu NATO’su özel bir öneme sahip bulunuyor. Özellikle ABD’nin yıllarını harcadığı bölgede hanesine yazılan başarısızlıklar neticesinde terk edilen üsler, bırakılan ekonomik kaynaklar, müttefikler kaybedilmek istenmiyor. Aksine bu kayıpların üstüne daha geniş ittifak ilişkileri ile başta İran olmak üzere daha geniş alanları kuşatma planlanıyor.

Bu planın kilit sahnesini ise Rojava’da çekilmeye hazırlanıyor. NATO’nun Orta Doğu örgütlenmesine gebe günlerde Kürt’ler ve Türkiye ile kurulan ilişkilerin önemi artarken Rojava’da Ukrayna benzeri bir savaş meydanı gelişiyor. ABD’nin Rusya karşısında Türkiye’yi daha net bir tutumla yanına çekme stratejisinin göbek bağlarından biri olan Kürt sorununda faşist Türk devletine Finlandiya ve İsveç üyeliklerine engel olmaması karşılığında Rojava’nın bir bölümü daha sunuluyor. Adeta ABD ve Rusya hükümetlerinin Suriye ve Türkiye devleti arasında paylaşım alanına dönen, her Kürt gündeminde DAİŞ’ten kurtarılarak özgürleştirilen bu alanlar pay konusu oluyor. Bu sefer Kürt’ler Minbiç ve Tel-Rıfat’tan çıkarılmak isteniyor.

Kuzey-Doğu Suriye özerk yönetimin bulunduğu her alan fiili olarak savaş alanına zaten dönüşmüş bulunuyor. Gerçekleştirilen SİHA ve MİT-DAİŞ bağlantılı operasyonlar işgal operasyonun kayıtsız bölümünü oluştuyor. Parça parça faşist Erdoğan iktidarı tarafından işgal edilen bu alanlar için artık daha farklı bir durumun söz konusu olduğunu ise görmek gerekiyor. Bu durumda önceden işgal edilen bölgelere Rusya-İran ve Suriye’nin de bir noktada şantaj vari göz yumması var iken artık Türkiye’nin her işgal ettiği alanı NATO’nun yerleştiği bir alan olarak okunması gerçekliği yerini alıyor. Faşist Erdoğan iktidarının kendi ordusunun yanı sıra eğitip-donattığı yüzbini aşan karşı Suriye ordusu artık bölgede NATO’nun yürüteceği bir savaşın ana kara gücünü oluşturacak bir seviyeye gelmiş bulunuyor. Sadece Suriye rejimi için değil tüm bölge için başta da İran olmak üzere önemli bir tehdit gücü açığa çıkmış bulunuyor. Bu neticede faşist Erdoğan iktidarının işgal saldırısına karşı başta bölgede nüfus alanlarında gerileme yaşanmamasını isteyen Rusya olmak üzere, İran ve Suriye rejimi de Kürt’ler ile zorunlu da olsa mutlak müttefik haline gelmek durumunda bulunuyor. Bu sebepten Türkiye’nin operasyon hamlesi karşı operasyon gücü karşısında daha temkinli ve hazırlıklarını daha uzun süreye yaymış bir süreç noktasında gecikmiş bulunuyor. Ancak ertelenmiş değil. Öyle ki önümüzdeki günlere daha da ısınacak olan Minbüç ve Tıl Refat bölgelerinden başlayarak genel  olarak Kuzey-Doğu Suriye’de Ukrayna benzeri sadece mevzu bahis Ukrayna olmayan bir savaşın patlama sesleri duyulabiliyor. Bu sefer Rojava’da yıpratılmaya, geriletilmeye çalışılan bir Rusya-İran ve Suriye devletinin yanı sıra ellerinden tüm özerklik hakları alınmaya çalışılan bir Kürt halkının mücadelesi ile de karşı karşıyayız. Bu durumun bilincinde olan Kürt yönetimi olağanüstü kararlarla tedbirlerini alamaya başlamış bulunuyor.

Şimdilik Kuzey-Doğu Suriye Özerk yönetimi Şam hükümeti ile bazı anlaşmalara varmış, Türk devleti ve çetelerine karşı daha denk bir savaşın hazırlıkları içerisinde bulunuyor. Rusya ve İran gibi iki askeri kaynakları gelişkin olan güçlerinde desteği mümkün olan bu doğrultuda Erdoğan iktidarı bir askeri yenilginin şafağında bu operasyon kararını da alıyor olabilir. Bu noktada savaşa karşı devrimci tutum Türkiye’de verilen iktidar mücadelesinin yönünü tayin edecektir.

Sonuç olarak Rusya ile yürütülen savaşın sonuçları hem enerji hem de gıda ürünleri noktasında tüm dünyayı etkilemiş bulunuyor. Burjuvazinin yaşam standartları ve kar oranlarında küçülmeye gitmemesi tek tek ülkelerde enflansyonu ve geçim sıkıntısını doğururken işçi sınıfı ve ezilen halklar da ayaklanmalar dalgasını örgütlüyor. Ukrayna’da Zelenski yönetimini ayakta tutmak için harcanan mali ve askeri kaynaklar daha fazla ekonomik kriz olarak geri dönüyor. Tüm dünya Srilanka’da yıkılan domino taşının arkasında bulunuyor. Türkiye’de bu domino taşlarından birisi ve ilk sıralarda yer alıyor.

Paylaşın