Hülya Osmanağaoğlu, Kadın - LGBTİQ+, Seçtiklerimiz

Seçtiklerimiz | ABD’de kürtaj yasağı: Eskiden buralar hep burjuva feminizmiydi – Hülya Osmanağaoğlu

*

İkinci dalga feminist hareketin yasalar üzerinden verdiği en önemli mücadeleler kürtaj hakkı ve kadın erkek eşitliğinin anayasalarda yer almasıydı. Batı’da her iki hak da 70’li yıllarda elde edildi. Kürtaj hakkı ABD’de 1973 yılında kazanıldı. Ve şimdi yaklaşık elli yıl sonra ABD yüksek yargısının kürtajı anayasal bir hak olmaktan çıkarmasıyla 13 eyalette kürtaj yasaklandı 13 tanesi de sırada bekliyor. (1) Kürtaj yasağının yürürlüğe girdiği ilk 13 eyalet aslında ırkçılığın da güçlü olduğu, Siyah işçi sınıfının ağırlıklı olarak Biden’a oy verdiği yerler. Tam da bu nedenle kadın hareketi Biden’e, güney eyaletlerindeki Siyah kadınların kürtaj yasağını veto etmesini beklediklerini söylüyor. (2)

1960’larda ve 70’lerde Batı’da feminist hareket ayrı bir politik güç olarak örgütlenmeye başladığında sınıf hareketini bölmekle itham ediliyordu. Kadın erkek eşitliğinin, kürtaj hakkının, eşit işe eşit ücretin vd. anayasal güvenceye alınması mücadelesi elbette evdeki erkek egemenliğini de zayıflatacağı için sınıf hareketinin, sosyalistlerin desteğini almak bir yana sert eleştirilerine hatta saldırılarına maruz kalınıyordu (aynı birinci dalga feminist hareket gibi).

Kürtaj hakkı ile cinsellik ve çocuk doğumunun ayrıştırılması; kadınların kendi bedenleri, doğurganlıkları, cinsellikleri üzerinde karar hakkına; erkeklerden, aileden ve devletten bağımsız doğurup doğuramayacaklarına karar verme hakkına sahip olmaları hiç kuşku yok ki tarihsel olarak patriyarka karşısında elde edilen en önemli kazanımlardan biriydi. Kuşkusuz yasadışı kürtaj her daim çok yaygındı ancak ya sağlıksız koşullarda yüksek ölüm oranlarıyla üstelik cezalandırılma riskiyle yapılabiliyordu ya da sadece üst sınıf kadınların karşılayabileceği bir maliyetle gerçekleştirilebiliyordu. Tam da bu yüzden kürtaj hakkının yasalaşması ve güvenli, yasal, ücretsiz kürtajın sağlık politikalarının vazgeçilmez parçası olarak ele alınması özellikle işçi sınıfından kadınlar için hayati bir feminist talepti. Bugün ABD’deki kadın hareketinin özellikle güney eyaletlerindeki yoksul Siyah kadınların taleplerini vurgulama nedeni de tam bu: Siyah işçi sınıfından kadınların ne ücretli kürtajın ne de başka eyaletlere giderek kürtaj olmanın maliyetini karşılama olanakları var. Yasadışı sağlıksız koşullarda yapılacak kürtajlar kadınlar için artan ölüm riski demek. Kimi eyaletlerde kürtaj yasaklarına eşlik eden gebelikten korunma araçlarının da (kadınlar ve erkekler için) yasaklanmaya başlaması aslında bir bütün olarak özellikle işçi sınıfından kadınları etkileyecek patriyarkal saldırıyı ortaya koyuyor. Örneğin tam da bu yüzden Arjantin’de kürtaj hakkı kazanılmadan önce yürütülen kampanyada “ücretsiz, güvenceli, yasal kürtaj” talebi öne çıkıyordu.

Feminist hareket sınıf ilişkisi

Batı’da ikinci dalga feminist hareketin üniversite kampüslerinden fabrikalara ve ofislere sıçramasıyla birlikte kadınların eşit işe eşit ücret talebi ve kadın işi/mesleği diye adlandırılan işlerde çalışan kadınların cinsiyetçi iş/meslek ayrımına karşı mücadeleleri de yükseldi. Kadınlar ev içinde erkeklerin hizmetinde yaptıkları karşılıksız işleri sorguladıkça ev işlerinin uzantısı olarak görülen, niteliksiz kabul edilen ve kadın işi diye adlandırılan mesleklerde düşük ücretlerle çalıştırılmayı sorguladılar ve buna karşı mücadele başlattılar. Bu mücadele hem sınıf örgütlerinin, özellikle sendikaların erkek yapısına, hem de bizzat sermayeye karşı örgütlendi. Sonuçta aynı kürtaj hakkı gibi eşit işe eşit ücret de yasalara girdi ve kadınlar sendikalar tarafından işçi sınıfının tali bileşeni olarak tanımlanmaktan -resmi olarak- büyük ölçüde kurtuldular. Eşit işe eşit ücretin kadınları evlerdeki erkek egemenliğine karşı güçlendirmesinin ötesinde sermaye karşısında bir bütün olarak işçi sınıfını güçlendirdiği gerçeğine rağmen ikinci dalga feminist hareket “sınıfı bölen” suçlamasından kurtulamadı. Kadınların emekleri, bedenleri, cinsellikleri üzerinde sahip olmak istedikleri denetim hakkı, bizzat erkeklere ve bir sistem olarak patriyarkaya karşı verdikleri mücadele, her daim “burjuva feminizmi” olarak değerlendirilmeye devam etti. 70’lerin sonundan itibaren Batı’da neoliberalizmin egemen hale gelmesi, işçi sınıfının tüm dünyada kazanımlarının gasp edilmesi, kadınlar açısından eşit işe eşit ücretin kâğıt üstünde kalmasına neden olacak biçimde, güvencesiz, esnek, düşük ücretli ve/veya ev eksenli çalışmanın, buna bağlı olarak da cinsiyete dayalı istihdamın, kadınlar aleyhine artması ile sonuçlandı. Elbette neoliberalizme rağmen bir kesimden kadınların ücretli emek gücü içerisinde eğitimli, yüksek ücretli, nitelikli işlerde çalışma olanağı bulması feminizmin kazanımlarıyla yakından bağlantılıydı. Ancak bütün bir sınıf hareketi tüm dünyada geri çekilmişken, sermaye işçi sınıfının karşısında neoliberalizmin zaferini ilan etmiş ve sınıf örgütleri buna karşı güçlü, sürekli bir direniş örgütleyememişken, “yüzde 99 için feminizm” gibi analizlerle işçi sınıfından kadınların yaşadığı ağır sömürünün faturasını feminist harekete çıkarmak 60’ların 70’lerin “burjuva feminizmi” analizinden öte bir anlam taşımadı kuşkusuz.

Neoliberal dönüşüm ve patriyarkanın saldırısı

Çocuklarıyla tek başına yaşayan kadınlara verilen sosyal yardımların kesilmesi ve kadınların çocuk bakım desteği almaksızın çoğu zaman güvencesiz işlerde düşük ücretlerle çalışmaya zorlanmasını mümkün kılan “sosyal politikalar” Reagan ve Bush devrinde neoliberal dönüşüm programlarıyla başlatılıp, Demokrat Partili Başkan Clinton döneminde tamamına erdirilmişti. (3) Şimdi de yine Demokrat Partili Başkan Biden döneminde, Trump zamanında yüksek yargıya atanan yargıçların, patriyarkanın kadınlara en ciddi saldırısı olarak kürtajı anayasal hak olmaktan çıkardığını ve kürtaj yasaklarının önünü açtığını görüyoruz. Patriyarkanın sadece muhafazakâr hükümetlerle etkinliğini güçlendirmediğini, evlerden, dini kurumlardan yüksek yargıya hayatın her alanında kök saldığını ve harekete geçmek için fırsat kolladığını ispatlıyor ABD’de yaşananlar. Neoliberalizm, muhafazakârlık, patriyarka ittifakının sınıf hareketi üzerinde nerdeyse tam egemenliğini sağlamasının, işçi sınıfından kadınların sermaye karşısında feminist mücadele ile elde ettiği kazanımlarının tümüyle tırpanlanmasının ardından sıra feminist hareketin diğer yasal kazanımlarına, kadınların bedenleri ve cinsellikleri üzerindeki denetim hakkının, özgürlük alanlarının sınırlanmasına gelmiş görünüyor.

AKP’nin 2011 seçimlerinden güçlenerek çıkması, sınıf mücadelesini bastırması, özelleştirmeleri ve neoliberal dönüşümü tamamlaması, ideolojik hegemonyayı liberallerin de desteğiyle ele geçirmesiyle iktidarını sağlama aldığını düşünerek 2012’de kürtajı yasaklamaya çalışması ile benzer bir durum aslında, ABD’de Trump günlerinden beri yaşananlar. AKP iktidarı da 2017 referandumunu bir şekilde kazanıp 2018 seçimlerinde yeniden iktidar olduktan sonra feminist hareketin yasal kazanımlarına kesin olarak göz dikti: Boşanmayı zorlaştırma, kız çocuklarını tecavüzcülerle evlendirme, nafaka gaspı, LGBTİ+ harekete yönelen baskı ve yasaklar ile şimdilik tamamına erdirdiği söylenebilecek İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme süreci. AKP iktidarı şu ya da bu şekilde bittiğinde yargıda, bürokraside, sokaklarda ve hatta evlerde, AKP eliyle güçlenen patriyarkanın ve artan erkek şiddetinin tek başına yasal kazanımların korunmasıyla geri çekileceğini düşünmek ABD’de yaşananlara bakınca fazla iyimserlik olur. Feminist hareketin bu topraklardaki 40 yıllık deneyimi hükümet değişikliğine bel bağlayarak politika yapma eğiliminin hiç olmadığını gösteriyor. Ve yine ABD’de yaşananlar feminist hareket ile dayanışma göstermeyen, kadın işçi sınıfının patriyarka karşısındaki mücadelesini güçlendirmeyen bir sınıf hareketinin (örneğin İstanbul Sözleşmesi kampanyası esnasında basın açıklamasından öteye gitmeyen sendikaların) bir bütün halinde sınıfın çıkarlarını da savunma refleksini kaybedeceğini gösteriyor. Bizden söylemesi…

(1) https://www.guttmacher.org/article/2022/06/13-states-have-abortion-trigger-bans-heres-what-happens-when-roe-overturned
(2) https://act.womensmarch.com/sign/tell-biden-protect-abortion-rights
(3) Mimi Abromovitz, Still Under Attack: Women and Welfare Reform, The Socialist Feminist Project içinde, Der: Nancy Holmstrom, Monthly Review Press, 2002 

* Bu yazı Yeni Yaşam Gazetesi Kadın Eki‘nden 1 Temmuz 2022 tarihinde alınmıştır.

Paylaşın