Seçtiklerimiz

Seçtiklerimiz | Tacizci polisi ifşa ediyorum – Tuğçe Özçelik

“Elbet bir gün kaybedeceksiniz ve gideceksiniz ama sizin rahat rahat gitmenize asla ama asla izin vermeyeceğiz!” dedi Arzu eylemde üzerine üzerine gelen polislerin yüzlerine haykırarak. Evet asla ama asla sizin rahat rahat gitmenize izin vermeyeceğiz. Bu yüzden anlatalım…

Yarım saat boyunca süren aşağılama çabası, itiş kakış, hakaretler, tehditlerin ardından polis kalkanlarının arasından uzanan ince bıyıklı, yuvarlak suratlı, şapkalı bir kafa iğrenç bir sırıtışla “Merak etmeyin hepinizi tek tek ben alacağım”…

Adının sonradan Muhammed Hanifi Zengin olduğunu öğrendiğimiz İstanbul Emniyeti Güvenlik Şube Müdürü şahıs 26 Haziran’daki Onur Yürüyüşü’nün neredeyse her noktasındaki gözaltıları gerçekleştiren kişi. Ve her noktada en az bir taciz vakası!

Dev bir gökkuşağının altındayız, hepimizin suratında onbinlerce lubunun yan yana olmasının verdiği coşku, sene 2014, Gezi Direnişi’nden bir yıl sonra, henüz AKP iktidarı kaybetmemiş, “onur”umuz ve yürüyüşümüz tehlikeli ve yasaklı ilan edilmemiş. Yasaklar bir “normal” olarak hayatımıza girmemiş.

Sene 2022, Onur ayı boyunca yapılan etkinlikler keyfi bir şekilde yasaklanmış. Etkinlik yapılacak mekanlara “canımız öyle istedi” tebligatı verilerek polis tarafından faaliyet belgesi ve ruhsat denetimi yapılmış. İslamcı gruplar bize “haddimizi bildirme çağrısı” yapmış. Sonra “polisimizin” onlara verdiği söz ile çağrıyı geri çekmişler. Zaten “zararlı” ilan edileli olmuş birkaç yıl.

Dev gökkuşağı bayrağını bin parçaya bölmüşüz, hepimiz bir parçasını elimize almışız, sayımız azalmış ama ne onurumuzdan ne de yürüyüşümüzden vazgeçmişiz. Yine yan yanayız ama tabiî bu sefer binlerce… Onca hayati tehlike karşısında muhteşem bir kalabalık, muhteşem bir cesaret ve irade. Saat 16.00 civarı ilk gözaltı haberleri geldi. Cihangir meydana çıkan bütün yollar kapatılmış. Pürtelaş Sokağa ulaşmaya çalışıyoruz. Uzaktan sesler geliyor, bir yanda gericileri bir yandan polisleri kolluyoruz. Vardık Pürtelaş’a oradan tabiî ki Ülker Sokağa[1], gökkuşağının tüm renklerinden oluşan bir nehir Cihangir’in ara sokaklarında polisin saldırılarıyla küçüle küçüle akmaya çalışıyor.

Ben ve arkadaşlarım yürüyüş 100 kişilik bir grup olarak kalınca yürüyüşten çıkma kararı aldık. Polis barikatlarını aşamıyor, sürekli sıkıştırılıyorduk. Kabataş’a doğru inmek isterken bir merdivende soluklandık. İyi ki de soluklanmışız çünkü tam yola devam etme kararı aldığımız sırada aşağıda duran bir erkeğin elindeki muştayı fark ettik. O sırada yolun başka bir tarafından bize doğru birtakım işaretler yapan iki kişi aşağıda sol tarafımızda bizi bekleyen tehlikeyi teyit edince, gerisin geri soluğu Gümüşsuyu’na çevirdik. İnönü Caddesi’nden inmeye çalışırken önümüzü kesen çevik kuvvet ekiplerine aşağıda elinde muşta olan adamı anlatmaya çalışırken bir anda ablukaya alındık.

Tehditler, alaycı ve aşağılayıcı bakışlar, silah doğrultmalar, çemberi küçülterek alan daraltmalar, kişisel telefonla kayıt almalar, küfürler ve itiş kakışla geçen yaklaşık yarım saatin ardından emniyet müdürü geldi. Bu sırada tabiî yoldan geçen ve cishetero erkeğe benzemeyen herkes gözaltı tehdidiyle dağıtılmaya çalışılıyor, kimisi yakalanıp çemberin içine atılıyor, bize destek verenler darp edilerek ortamdan uzaklaştırılıyordu. Ortamda sadece bir basın emekçisi vardı, o da aynı şekilde uzaklaştırıldı ve biz çevik kuvvet ekipleri, emniyet müdürü ile baş başa kaldık.

Bundan sonrası için tetikleyici içerik uyarısı yapmak istiyorum çünkü sadece 2911 sayılı gösteri, toplantı ve yürüyüş kanuna muhalefet suçundan gözaltına alınırken sokak ortasında yaşadığımız her şeyi tek tek en ince ayrıntısına kadar anlatmak istiyorum. Anlatmak istiyorum çünkü yaptıkları her şeyi yalnızca bizler biliyoruz, ben herkesin bilmesini istiyorum, herkes de anlatsın istiyorum.

Adının sonradan Muhammed Hanifi Zengin olduğunu öğrendiğimiz daha sonra da onlarca başka taciz vakasının da olduğunu öğreneceğimiz, emniyet müdürü gelerek Freddy Kruger’a rahmet okuturcasına sırıtışıyla “Merak etmeyin hepinizi tek tek ben alacağım” dedi. Polis koridoru oluştu ve ilk beni sırtımdan tutarak eğdi. Arkama geçti ve diğer polislere ters kelepçe için emir verdi. Ters kelepçeye izin vermemek için direnirken etrafımda 5 çift ayak tespit ettim. Sonradan sadece ikisinin kadın polis olduğunu öğreneceğim polis memurlarından biri ellerimi tırnaklayarak açmaya çalışıyor, öteki bacaklarıma tekme atarak beni zayıflatmaya çalışıyor, işe yaramadığını fark eden diğeri çelme takıyor ve bu sırada saçlarımda hala birinin eli var. Uzun süren mücadelenin ardından araca bindirildim. Daha sonradan hepimiz öğrenecektik ki Hanifi söz verdiği gibi herkesi gerçekten tek tek almış. Kimimize sarılarak, kimimizin yüzünü penisine sürerek, kimimizi elleyerek, kimimizin vajinal bölgesine tekme atarak…

Gözaltı aracının içi de minik Hanifi’lerle doluydu. Aşağılayıcı bakışlar, küfür ve hakaretler, kimi araçlarda darbın devam etmesi, ters kelepçeli bekletmeler, karanlıkta ve havasız bir şekilde araç içinde tutmalar, üzerimize yürüyerek, sözle taciz ederek güç gösterileri yapmalar, avukatlarla irtibatı sınırlama ve su ve yiyecek temini için saatlerce bekletme ve bütün bunların hepsini olağan prosedür gibi bize yedirmeye çalışma… 17 saat süren ve tamamı bir irade ve güç savaşıyla geçen gözaltının ardından bizler elbette ki serbestiz. Fakat bizlere şiddet uygulayan, taciz eden ve bunu büyük bir zevkle yapan güvenlik şube müdürü de hala yerli yerinde duruyor.

Bu şiddeti asla kabul etmiyorum, son zamanlarda gözaltıların normali haline gelen orantısız güç kullanımını, anayasal bir hak olan gösteri ve yürüyüşlerin keyfi şekilde engellenmesini, ters kelepçeyi, gözaltında kötü muameleyi, tacizin her çeşidini… Asla kabul etmiyorum. Feminist özsavunmayı anlatırken onu şiddeti sonlandırmak için kullanılan bütün araçlardır diye tarifliyoruz. Şimdi bu yazı, yarın yapacağımız suç duyurusu, ardından yapacağımız eylemlerimiz bir özsavunma aracıdır. Güçlenebilmek için üzerimize yönelen şiddete karşı mücadele etmeye ihtiyacımız var.

Onur yürüyüşünde gazetecileri darp eden, eylemcileri taciz eden Hanifi Zengin, dün de Boğaziçililere aynı şeyi yapan kişidir, ondan önceki gün de Musa Piroğlu’nu sandalyesinden düşüren, 1 Eylül Dünya Barış Günü için sokağa çıkanları da aynı “zevkle” gözaltına alan kişidir ve durdurmak için bir şey yapmazsak yarın yine sokağa çıktığımızda aynı şeyin başımıza gelmesi demektir.

“Elbet bir gün kaybedeceksiniz ve gideceksiniz ama sizin rahat rahat gitmenize asla ama asla izin vermeyeceğiz!” dedi Arzu eylemde üzerine üzerine gelen polislerin yüzlerine haykırarak. Evet asla ama asla sizin rahat rahat gitmenize izin vermeyeceğiz. Bu yüzden anlatalım ve bir şey olur olmaz demeden mücadele edelim. Bu şiddeti durdurmak zorundayız.

[1] Pürtelaş ve Ülker Sk. LGBTİ+ tarihinde önemli yeri olan iki sokaktan biridir. 95, 96 yıllarında oraya dönük transfobik saldırılar sonucunda mahalle dağılmaya başlamış, 90’larda Hortum Süleyman namıyla bilinen polisin işkenceleriyle hepten dağılmıştır.

Sendika.Org

Paylaşın