En Çok Okunanlar, Gündem, Slider, Umut Yazıları

Editörden | Küresel bir büyük savaşı sadece proletarya engelleyebilir

Endonezya, Filipinler, Malezya, Singapur ve Tayland tarafından 1967’de kurulan ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği) daha sonra Vietnam, Myanmar, Brunei, Kamboçya, Laos’un katılımıyla genişledi. Geçen hafta ABD-ASEAN Özel Zirvesi Vaşington’da gerçekleşti. ABD ile ASEAN ülkeleri arasında gelişen ilişkilerin esas olarak ABD’nin Çin’i kuşatma politikası çerçevesine yerleştiği biliniyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri operasyonunun başlamasından itibaren, ABD liderliğindeki NATO’nun Çin üzerindeki baskıyı arttırma yönünde hamleler geliştirmesi, yaşanan çatışmanın gerçek kapsamına ışık tutuyor. Bu durum artık taraflarca açıkça ifade ediliyor. 

Çin yönetiminin görüşlerini yansıtan Global Times gazetesinde yayınlanan bir editorya yazısı ABD ASEAN Zirvesini ele aldı. Yazı, “ASEAN ABD’nin Çin’e karşı oyununda bir araç değildir” başlığını taşıyordu. ABD Başkan Yardımcısı Harris’in zirvede yaptığı konuşmada, “Bizler hep birlikte uluslararası kurallara ve normlara karşı tehditleri engelleyeceğiz” sözlerini alıntılayan editorya, Harris’in konuşmasında Çin’in adını açıkça anmadığını ancak “tehdit” ifadesiyle Çin’in kastedildiğinin herkes tarafından bilindiğini ifade etmişti. 

Editorya, ASEAN ülkeleri devlet başkanlarının zirvede yaptıkları konuşmalardan parçalar aktararak başlıkta kullandığı ifadeyi güçlendirmek istiyordu. Zirvede konuşan Kamboçya Başbakanı, “ABD ile Çin arasında taraf olmamalıyız”; Vietnam Başbakanı “Bağımlılık ve bağımsızlık arasında her zaman bağımsızlığı seçeriz. Müzakere ve çatışma arasında müzakereyi tercih ederiz. Diyalog ve çatışma arasında diyalogu seçeriz. Barış ve savaşta, barışı seçeriz”; Endonezya Devlet Başkanı, “Zirvenin bölgesel barış, istikrar ve refaha katkı sunmasını hedefliyoruz” demiş. 

Editorya, zirveden çıkan tek sonucun, ABD’nin ASEAN ülkelerine 150 milyon dolarlık bir yatırım paketi açıklaması olduğuna işaret ediyor ve bu meblağı aynı günlerde Ukrayna için hazırlanan 40 milyar dolarlık askeri yardım paketiyle karşılaştırıyor ve rakamlar arasındaki büyük farka dikkat çekiyordu. Editorya, 150 milyon dolarlık paketin 60 milyonluk kısmının da “deniz güvenliği” kapsamında askeri bir yatırım olduğu bilgisini eklemişti. 

Editorya, ASEAN ülkelerinin en büyük ticari ortağının Çin olduğunu ve bu nedenle ülke liderlerinin zirvede çok dikkatli konuşmalar yaptığını belirtmişti. Bir Singapur yöneticisinin ABD’li yetkililere “siz bölgeye sadece güvenlik açısından bakıyorsunuz ama Asyalılar ticaretle yaşamanı sürdürüyor” dediğini anımsatan editorya, Çin’in ASEAN ülkelerine gelecek 3 yıl için 1,5 milyar dolar tutarında bir “gelişme yardımı” paketi sunduğu bilgisini paylaşmıştı. 

Bölge ülkelerinin geçmişte yaşadıkları savaşlara gönderme yapan editorya, bu savaşların yarattığı yıkım ve acıların halen belleklerde taze olduğunu belirtiyor ve Filipinler’in Güney Çin denizi uyuşmazlığında geçmişte Çin’e karşı aldığı tutumun sonunda elinde kalanın sadece “boş kağıtlar” olduğunu anımsatıyordu. Editorya ABD yönetimine ASEAN ülkelerinin önceliklerini dikkate alma ve hiç kimseye kazandırmayacak şeyler yapmaktan uzak durma tavsiyesinde bulunmuştu.

G7 ülkeleri dışişleri bakanları toplantısından sonra yapılan açıklama Çin’e yönelik talepler içeriyordu. Bu taleplerin başında, Çin’in Ukrayna’daki savaşın sona ermesi için “derhal” harekete geçmesi ve Rusya’ya sunduğu ekonomik ve askeri desteği durdurması gelmişti. Çin Dışişleri bakanlığı sözcüsü hemen yanıt verdi. Sözcü, “G7 ülkelerini çifte ya da çoklu standartlarını durdurup dünya çapında barış ve gelişme için çalışmaya çağırıyoruz. Bu ülkeleri başka ülkelerin sınırlarına savaş uçakları ve savaş gemileri göndermeyi durdurmaya çağırıyoruz. Bağımsız ülkelere illegal yaptırımlar uygulamayı durdurun. Başka ülkelerde her fırsat bulduğunuzda ‘renkli devrimler’ örgütlemeye son verin” dedi. 

CİA’nın emekli Rusya analisti George Beebe, Rusya’nın Ukrayna’daki askeri harekatı ve harekatın yarattığı jeo-politik kaymalar üzerine değerlendirmeler yaptı. İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss’un yaptığı bir açıklamadaki ifadeleri aktaran Beebe, bu sözlerin ve Ukrayna’ya sağlanan askeri desteğin her an sıcak bir savaşa dönüşebilecek büyük bir Soğuk Savaş anlamına geldiğini; Batının bu savaşı sadece Rusya’ya karşı değil Çin’e karşı da başlattığını, Batının bu savaşta “doğal kaynak zengini Rusya ile teknolojik ve ekonomik güç Çin’in ittifakıyla yüzleşeceğini” belirtti. 

İngiltere Dışişleri Bakanı açıklamalarında Beebe’nin atıf yaptığı şu ifadeleri kullanmıştı: “NATO küresel hedeflere sahip olmak zorunda, küresel tehditlerle uğraşmaya hazır olmalı. Hint-Pasifik’teki tehditlere karşı önleyici tedbirleri müttefiklerimiz Japonya ve Avustralya ile birlikte almalıyız. Tayvan gibi demokrasilere kendilerini koruyabilmeleri için gerekli yardımı ve garantileri sunmalıyız.”

Ukrayna operasyonu üzerine Batı’da yürütülen büyük propaganda kampanyası devam ederken, Pentagon şefi Austin Rus yetkililerle görüşmeme tutumunu sona erdirdi ve Rusya Savunma Bakanı Şoygu ile görüştü. Austin’in bir ateşkes istediği ancak Rusya’nın bunu reddettiği basına yansıdı. Aynı günlerde Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky ile görüşen Fransa Devlet Başkanı Macron’un ondan bazı toprakların Rusya’ya bırakılmasını ve savaşın durdurulmasını istediği basına yansıdı. Pentagon şefinin ateşkes isteği ve Macron’un bu girişimi, tüm propaganda dalgasının gerisindeki gerçeklere ulaşmak için olanak sunuyor. 

Ukrayna’da uzun erimli bir yıpratma savaşı için büyük hazırlıklar yapan NATO’nun propaganda savaşının gizlemeye çalıştıkları Austin ve Macron’un girişimlerinde biraz daha görünür hale geldi. Bu girişimler, sahadaki sıkıntılı durumu rahatlatmak için zaman kazanmak, sahada yeni düzenlemeler yapmak ve takviye silah ve personel akışı için uygun koşullar oluşturmayı hedefliyordu. 

NATO’nun doğuya doğru genişlemesiyle Ukrayna’da tetiklenen askeri çatışma, NATO’nun Asya-Pasifik’te etkinliğini arttırma hamleleriyle birlikte küresel çapta bir çatışmaya doğru ilerleme tehlikesini büyüttü. Bu büyük savaş dünya üzerindeki hayatın son bulmasına neden olabilir. Tarih ve günümüz gerçekliğinin ortaya koyduğu, bu büyük savaş tehlikesinin kaynağının emperyalist-kapitalizmin içinden çıkamadığı derin bunalımda yattığıdır. Büyük savaşı önleyecek temel güç bütün ülkelerin proletaryası ve onun müttefiklerinin devrimci eylemidir. Büyük savaş ancak proletaryanın kendi yordamıyla üreteceği silahlı-örgütlü-bilinçli eylemiyle durdurulabilecek, barış sınıf savaşımının yükseltilmesiyle kazanılacaktır.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB Dışişleri Bakanları toplantısı öncesi yaptığı açıklamada, Rusya-Ukrayna savaşının sonuçlarından çok endişe duyduğunu, elektrik ve gıda fiyatlarındaki artışlar nedeniyle derin bir ekonomik krizle karşı karşıya kalınacağını söyledi. Enerji ve gıda fiyatlarındaki yükseliş bir gerçek ve Batı’da hükümetler bunu Ukrayna operasyonuna bağlayarak sorumluluktan kurtulmaya çalışıyor. Salgın önlemleri örtüsü altında yaşanan büyük servet transferi ve piyasaların karşılıksız paraya boğulmasının yarattığı koşullar derinleşen krizin asli nedenidir. 

2020 yılında şirketlere aktarılan astronomik kaynakların sonuçları ve tedarik zincirlerinin kırılmasına yol açan “salgın tedbirleri” gıda ve enerji fiyatlarının yükselişini beraberinde getirmiştir. Enerji ve gıda üretimi ve ihracatında belirleyici büyüklükte aktörlerden biri olan Rusya’ya Ukrayna operasyonu nedeniyle uygulanan yaptırımlar yaşanan sarsıntıların boyutunu daha da büyütmüştür. Sanılanın aksine, rakamlar Rusya’nın enerji ihracatında bir gerileme yaşanmadığını göstermektedir. Çin ve Hindistan’a yapılan satışların artması, yaptırımlardan kaynaklanacak boşluğu doldurmuştur. 

Kanada parlamentosunda yaşanan tartışmalarda, bir milletvekilinin yükselen enerji fiyatlarının halkı bezdirdiğini dile getirmesi üzerine konuşan Kanada Dışişleri Bakanı Christya Freeland, “Burada hiç kimse Putin’in işlerini yapmamalı. Bu konuda çok dikkatli olmalı. Yükselen gaz fiyatları ve enflasyon küresel bir olay ve bunun nedeni Putin’in Ukrayna’ya saldırması. Bunun nedeni Çin’in sıfır covid politikası.”

Gıda ve enerji fiyatları ve enflasyondaki yükselişin Ukrayna operasyonundan çok önce başladığının ve bunun temel nedeninin uygulanan “salgın tedbirleri” olduğunun altını kalınca çizmek gerekiyor. “Salgın tedbirleri” olarak pazarlanan uygulamalar emekçilere yönelmiş büyük bir sınıfsal saldırının araçlarıydı. Daha fazla yoksullaşma, güvencesizleşme, işini kaybetme bu saldırıların sonuçları olarak ortaya çıktı. Kamu kaynakları “salgın tedbirleri” adı altında sermayeye aktarıldı ve enflasyondaki yükselişle soygun günlük olarak devam ediyor. Enflasyon, enerji ve gıda fiyatlarındaki yükselişin esas olarak en alttakileri vurduğunu herkes çok iyi biliyor. Gıda ve enerji fiyatlarındaki yükselişten en fazla etkilenenler, doğal olarak bütçelerinde bu kalemlere geniş pay ayırmak zorunda kalanlar yani emekçiler.

Emekçilere dayatılan bu cehennemi koşullara karşı isyanların ortaya çıkması kaçınılmaz. Sri Lanka’da başlayan büyük halk eylemlerinde ortaya çıkan sahneler, dünyanın dört bir yanında gerçekleşen irili ufaklı halk eylemleri geleceğe işaret ediyor. Egemen sınıflar her yerde baskı aygıtlarını, ideolojik saldırı araçlarını tahkim ediyor, genişletiyor; büyük sınıf mücadelesi günlerine hazırlanıyor. Sosyalist sistemin çözülüşü sonrası solda oldukça yaygınlaşan istikrarlı, barışçıl bir kapitalizm rüyası gerçekliğin sert duvarlarına çarpıp tuzla buz oluyor. Açılan fırtınalı dönem tüm dünyada proletarya devrimcilerini tarih yapmaya çağırıyor.

AKP-MHP faşist iktidarı, ekonomik koşulların emekçi halk sınıfları üzerinde çok ciddi bir basınç yarattığı bir zaman diliminde azgınlaşan bir saldırganlıkla her türlü muhalefetiezmeye çalışıyor. Medya Savunma alanlarına yönelik askeri operasyonla milliyetçi bir dalga yaratarak avantaj kazanma, tabanını tahkim etme, düzen muhalefetini arkasında toplama hamlesi Kürdistan gerillasının sarsılmaz direnişi karşısında sonuçsuz kaldı. Milliyetçi bir dalga yaratmanın yeni aracı ülkedeki göçmenler olarak belirlendi ve bu doğrultuda bir kara propaganda başlatıldı. 

Göçmen emeğini azgınca sömürerek karına kar katan patronlar yerine halkın öfke ve tepkisi göçmen emekçilere yöneltilerek emekçi sınıflar içindeki ayrımlar derinleştirilmeye, nedenlerle sonuçlar arasındaki bağlar kopartılarak gerçek mağdurlar suçlu konumuna itilmeye çalışılıyor. Türkiye’ye yönelen göç hareketlerinin nedeni olan emperyalist saldırganlığa taşeronluk yapma süreci unutturulmaya çalışılıyor. Göçmenlere dayatılan kölelik koşulları faşist iktidar tarafından onlara sunulmuş bir imtiyaz olarak satılıyor. Oysa çok iyi biliniyor ki, ülkemizdeki göçmen emekçilerin ezici çoğunluğu kölelik koşulları altında en kötü işleri en ucuza yaparak iki kere sömürülüyor. Bırakalım ülkeye “yük” olmayı, en ağır işleri en ucuza yaparak patronların kasasına ciddi katkı sağlıyorlar. Egemen sınıfın böl-parçala-yönet politikasına karşı İşçilerin Birliği-Halkların Kardeşliği sloganını yükseltmek içinden geçilen sürecin belirleyici öneme sahip görevlerindendir. Proletarya bu anlayışla örgütlü bir güç haline gelemezse, egemen sınıfın işçi sınıfının farklı katmanlarını birbirine kırdırarak içinde debelendiği derin bunalımı hafifletme taktiği zemin kazanacaktır. 

Proletaryanın çeşitli kesimlerinin ocak ve şubat aylarında yükselttiği eylem ve direnişler ağırlaşan ekonomik koşullara rağmen zayıfladı. 1 Mayıs’ta ortaya çıkan tablo, ülkede yaşanan sendikal facianın boyutlarını gözler önüne serdi. Sönümlenen eylemler ve 1 Mayıs tablosunun ortaya çıkardığı en önemli olgu, sendikal facianın yarattığı boşluğu dolduracak örgütlenme biçim ve araçlarının yaratılmasının gerekliliğidir. Proletarya devrimcilerinin önündeki görevlerin en başında bunun başarılması gelmektedir. Ağır bir yoksullaşma ve tükenme yaşayan emekçi yığınları örgütleme ve harekete geçirme açısından büyük olanaklara sahip olunan bu dönemde yaratıcı örgüt ve eylem biçimleri üretmek hayati bir önem kazanmıştır. Bunu başarabilenler geniş emekçi yığınlarıyla buluşarak sürecin taşıyıcı siyasi unsuruna hızla dönüşecektir. 

Proletarya devrimcileri bu göreve yoğunlaşmalıdır çünkü enflasyon emekçiler açısından taşınması mümkün olmayan ağır yükler getirmektedir. Bu büyük yoksullaşma sürecinin köklü siyasi ve sosyal sonuçlar yaratmaması mümkün değildir. Mümkün değildir ancak devrimci sonuçlar yaratılabilmesinin önkoşulu devrimci önderliğin varlığı ve sürece eylemli müdahalesidir. Bunun gerçekleşmediği koşullarda, egemen sınıfın var olan büyük öfke ve enerjiyi manipüle ederek yanlış hedeflere yöneltmesi mümkündür. Bu çerçeve içinde, Birleşik Devrimi esas alan güçlerin örgütlülüğünü hızla sağlamlaştırarak sürece müdahale etmesi belirleyici bir önem kazanmıştır. 

Ülkemiz ve bölgemiz devrim yüklüdür. Ülkenin ve bölgenin çoklu çelişkileri sosyal ve siyasal alanın zengin dinamiklerinin nesnel kaynağıdır. Bu zengin dinamiklerin ortak bir devrimci programla devrim hedefine yöneltilmesi Birleşik Devrimin örgütlenme ve eylem kapasitesiyle orantılıdır. Birleşik Devrimin geliştirilemediği koşullarda, AKP-MHP faşist iktidarının seçim yoluyla “gönderilmesi” hayallerini yayan düzen muhalefetinin siyasal alanı emekçi sınıflar arasında genişleyecektir. Emekçi sınıfların düzen muhalefetinin siyasi afyonuyla uyuşturulma tehlikesi ancak Birleşik Devrimin gelişmesiyle engellenebilecektir. Proletarya devrimcilerini bekleyen zorlu görevler ve olumlu koşullardır…   

Paylaşın